Ana Sayfa Batı Trakya Haberler “29 OCAK’LAR VE SADIK AHMET’LER BİTMEZ”

“29 OCAK’LAR VE SADIK AHMET’LER BİTMEZ”

26
0

Genç Akademisyenler Topluluğu (GAT) Selanik Teşkilatı gençleri 29 Ocak 1988 Toplumsal Dayanışma ve Milli Direniş Günü ile Türk azınlığa yönelik saldırıların yaşandığı 29 Ocak 1990 Pogromunun yıldönümü nedeniyle takdire şayan bir yazı kaleme aldılar ve BİRLİK Gazetesi’ne gönderdiler.

Türk milli ve dini değerlerini koruyan ve gelecek nesillere aktarmaya özen gösteren kardeşlerimizin kaleme aldığı yazıda, “Günümüzde de bu olayların halen izlerini ve mücadelesini görüyoruz. Balkan topraklarında bulunan soydaşlarımız gurur ile Türk’üm demekten vazgeçmedi, direniş halen sürmekte tıpkı 29 Ocak 1988 yılında olduğu gibi. O ateş halen Batı Trakya Türklüğünün içinde yanıyor, sönmeyecek bir ateş. Türklük ateşi hiç bir zaman sönmeyecek!  29 Ocak’lar ve Sadık Ahmet’ler bitmez.” İfadelerine yer veriliyor.

 

 

Baskılardan 29 Ocak Direnişine…

 

Ben bir Türk olduğum için hapse götürülüyorum. Eğer Türk olmak bir suç ise, burada tekrar ediyorum. Ben bir Türk’üm ve öyle kalacağım. Bu mesajımla Batı Trakya azınlığına sesleniyorum ve Türk olduklarını unutmamalarını söylüyorum, haklarımızı bir gün mutlaka alacağız!

 Dr. SADIK AHMET

1967 Yılında Yunanistan’da askeri yönetimin işbaşına gelmesi ardından Batı Trakya’daki Türk azınlık üzerindeki baskılar belirginleşmeye başlamıştır. Bu tarihten sonra cemaat yönetim kurulu  ve okul encümeni seçimleri yapılmamış, atama uygulamasına geçilmiştir. Aslında 1968 yılında, iki ülke dışişleri bakanları tarafından görevlendirilen temsilciler yaptıkları temaslar sonucunda 1 Haziran 1968 tarihinde Londra’da biraya gelen iki ülke dışişleri bakanları da, azınlık haklarını olumlu yönde etkilemesi beklenen bu raporlarda yer alan önerilerin hayata geçirilmesi anlamını taşıyan “Londra Mutabakatı”nı kabul etmişlerdir. Sonuçta, maddeleri incelendiğinde iki ülkenin azınlıklara birçok olumlu yön içeren 28 aralık 1968 Karma Kültür Protokolü’ü kabul edişmiştir. Günümüzde de hukuken geçerliliğini koruyan bu anlaşmanın maddeleri, iki ülke arasında gelişen olayların genellikle olumsuz yönde gelişen sıcaklığı çerçevesinde erimiş, kaybolmuştur.

1972 yılında çıkarılan bir kanunla “Türk Okulları” “Azınlık Okulları” olarak adlandırılmaya başlanmıltır. Yine aynı yıl, şehir, köy, bölge vb. Yerlerin Türkçe adlarının kullanılması da yasaklanmıştır. Bunun yanında, bu dönemdmen itibaren Batı Trakya’daki azınlık okullarındaki öğretmenlerin, 1966’da kurulan Selanik Özel Pedagoji Akademisi’nden yetişen öğretmenler olması için Yunan makamlarınca çaba sarfedilmeye başlanmıştır.

1981 yılında Yunanistan’da tüm iç ve dış politakasını Türkiye ve Türk tehtidi, düşmanlığı üzerine kuran Andreas Papandreou liderliğindeki PASOK iktidara gelince Batı Trakya Türkleri’nin durumu geçmiş dönemlere oranla daha da kötüleşmeye başlamıştır. Bu çerçevede, 1980’lerin başlarında Batı Trakya Cemaat İdare Heyetleri ve Müftülük bünyesinde çeşitli sorunlar yaşanmıştır. Her şeyden önce, Yunanistan bu “Batı Trakyalı Müslümanları”ı Türkiye’nin bölgedeki beşinci kolu gibi gördüğünden mümkün olduğunca göçe zorluyordu. Özellikle Yunan Vatandaşlık Kanuna’na göre, Yunan asıllı olmayan Yunan vatandaşların yurtdışında seyahat sırasında Yuna vatandaşlığını kaybettirmeleri oldukça kolay ve sık yapılan bir uygulamaydı. Ayrıca, Batı Trakyalı Türklere bu dönemde, özellikle toprak ve gayrimenkul edinme/satma süreçlerinde uygulanan mülkiyet hakkı kısıtlamaları da bu süreci destekleyen etklerdendi.

Öten yandan, bu dönemdeki bir diğer baskı uygulaması da “Türk” kelimesin kullanılmasının yasklanması olmuştur. Aynı yıllarda Bulgaristan’daki Todor Jivkov yönteminin de benzer uygulamaları olduğu hatırlandığında, bu konuda bir benzeşme dikkati çekmektedir. 1985 yılı sonlarında Batı Trakya Türklerinden Dr.Sadık Ahmet, bu ve benzeri baskıları protesto etmek amacıyla bir imza kampanyası düzenleyip, 1987 yılında Selanik’te yapılan “Demokrasi ve İnsan Hakları’ konulu uluslararası bir toplantıda benzer konuları dile getiren bir bildiri dağıtmak isteyince Yunan makamlarının boy hedefi haline gelmiştir. Nitekim, 1988 yılı başlarında hakkında “halkı huzursuz etmek…ve yalan haber yaymak”tan dava açılmış, bunun üzerine 23 Ocak 1988 tarihinde Davos’taki Özal-Papandreu görüşmesinden birkaç gün önce, Batı Trakya Müslüman-Türk azınlığına mensup göstericiler ile Yunan polisi arasında çatışma çıkmıştır. Ardından Dr.Sadık Ahmet ikibuçuk yıl hapis ve ağır para cezasına çarptırılmışsada da Batı Trakya Türk Azınlığında ortaya çıkan tepki nedeniyle cezanın uygulanması ertlenmiştir. Buna karşılık, aynı dönemde, Batı Trakya Türk Toplulukları Birliği, adındaki “Türk” sözcüğü nedeni ile mahkeme tarafından kapatılmıştır ve bu olaylar 29 Ocak Direnişine önayak olmuştur.
           

29 Ocak Direnişinin gelişmeleri şöyle idi. ;

 

Yunanistan Yargıtay’ı, “Batı Trakya’da Türk yoktur” iddiası ve gerekçesiyle 4 Kasım 1987’de “Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği” ve “Gümülcine (Komotini) Türk Gençler Birliği”nin kapatılması kararını onayladı. Türklerse Yargıtay’ın kararını ancak 5 Ocak 1988’de öğrenebildiler. Derneklerin kapatılması ve Türk kimliklerinin inkar edilmesi kadar böylesi bir karardan haberdar edilmelerinin bu denli uzun bir süre alması zaten baskılardan bunalmış olan Batı Trakya Türklerinin tepkilerini arttırdı.

30 Ocak 1988’de Davos’ta gerçekleşecek Özal-Papandreu buluşmasına giden süreçte alınan karara Türkiye görüşmenin aksamaması için tepki gösterememesi, hatta merkezi İstanbul’da bulunan Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği’nin 24 Ocak günü İstanbul-Taksim’de düzenlemek istediği “Yunanistan’ı Protesto Mitingi”ne izin verilmemesi, Yunanistan’daki Türklerde yalnız bırakıldıkları hissini doğurdu ve tepkinin boyutunu da arttırdı.

Azınlık Yüksek Kurulu 25 Ocak’ta toplanarak mücadele kararı aldı. Karara göre “Olayı protesto etmek için bir yürüyüş yapılacak”, “azınlık okulları bir gün süreyle kapatılacak” ve “yetkili tüm devlet mercilerine bu karar telgrafla bildirilecekti”. Yürüyüş, 29 Ocak 1988 günü, Cuma namazından sonra Gümülcine Eski Camii’nden Vilayet Konağı’na kadar yapılacaktı. Kararın amacını basın bildirisi izah etmektedir:

“… Her türlü karar alma yetkisine sahip bu komite 26 Ocak 1988 Salı günü kendi aralarında yaptığı toplantıda aşağıdaki kararları oybirliği ile almıştır:

1-  Türklüğümüzü inkâr eden bu kararları, Lozan Antlaşması’na imza eden garantör devletlere bildirmek,

2-  Uluslararası demokratik ve insan haklarıyla ilgili kuruluşlara Türk’lüğümüzü yok etmek isteyen idârecilerimizi şikâyet etmek…

3-  İslâm ülkeleri temsilcilerine ve kuruluşlarına bugün milliyetimiz yarın dinimize kasteden bu şoven zihniyeti ve kararı duyurmak…

4-  29 Ocak Cuma günü Cuma namazından sonra Gümülcine Eski Camii’nden tüm Batı Trakya Türk’ünün katılacağı bir yürüyüş düzenlemek…

İşbu duyurumuzun Türkülüğümüz adına tüm azınlık basınında yayınlanması ricası ile…

Batı Trakya Türk Azınlığı Yüksek Kurulu Adına

Komite Başkanı Mehmet Emin Aga”

Yunanistan yürüyüşe izin vermedi. Gümülcine radyosunun Yunanca ve Türkçe anonsları yoluyla Türklerin herhangi bir şekilde bir araya gelmesinin yasaklandığı duyuruldu.

Yasağa ve yollara kurulan polis barikatlarına rağmen Yasak Bölge dahil olmak üzere Batı Trakya’nın her tarafından binlerce azınlık mensubu, Gümülcine’ye gelmeye başladı. Kavala’dan polis gücü takviyesi yapıldı, Eski Cami ve Yeni Cami ibadete kapatıldı. Bu arada Gümülcine’ye girebilen ve barikatlar nedeniyle şehrin girişlerinde kalan azınlık mensubunun toplam sayısı 20 bine ulaştı.

Göstericilerin dağılması istendi. Bağımsız milletvekili Ahmet Faikoğlu’nun konuşmasının ardından topluluk dağılmaya başladı. Ancak çatışma ve haksız tutuklamaların haberinin gelmesi ile dağılma, yürüyüşe dönüştü. Yürüyüş de polis şiddetine ve dövülmeye…

 

29 Ocak Direnişini perçinleyen saldırılar;

 

29 Ocak gününün Milli Direniş Günü halini almasında, iki yıl sonrasında maruz kalınan saldırıların daha büyük önemi vardır:

Yunanistan’da, Batı Trakya Türklerine dönük baskı ve yıldırma politikaları her alanda sürüyordu. Azınlık Yüksek Kurulu, 29 Ocak 1990’da, yıldönümü olması nedeniyle iki yıl önce yaşanan üzücü olayları, Eski Cami’de düzenlenecek mevlitle anma kararı aldı.

28 Ocak günü azınlığın ileri gelenleri, üst düzey yetkililerle mevlit programı için temas kurmaya çalışırken, Yunanistan’daki yerel radyolar bir Türk’ün tedavi gördüğü hastanede bir Yunan’a saldırdığı haberini verdi. Solakidis isimli Yunan’ın, bir Müslüman’ın saldırısına uğraması haberiyle birlikte Yunanlılar 29 Ocak mevlidini engellemeye çağrılıyorlardı. Gümülcine-Maronia Kilisesi Metropoliti Damaskinos’un da aynı çağrıda bulunduğu kulaktan kulağa yayılmaktaydı ve bu çağrı Yunan fanatikler üzerinde etkili olmuştu.

Yerel basın, 29 Ocak sabahı Solakidis’in öldüğü haberini yaptı. Gerçekte Solakidis ölmemişti ama Yunanların saldırganlaşmasında bu haber “iyi” iş yapmıştı.

8-10 kişilik gruplar halinde toplanan Yunanlar, önce Türklerin kahvehanesine ardından Türklere ait dükkanlara taş ve sopalara saldırdılar. Helsinki Watch, olaya ilişkin raporunda, hiçbir Yunan dükkanının saldırıya uğramadığını kayıt altına almıştır. Ayrıca ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yayınladığı 1990 İnsan Hakları Raporu’nda da saldırılara polisin hiçbir şekilde müdahale etmediği ifade edilmiştir.

Eski Cami’de hazır bulunan cemaat, saldırı haberini alınca Türklerin sığındığı Gümülcine Türk Gençler Birliği binasına gitmek isterler ama caminin çevresini tutan polis onların geçişine izin vermez. Her nasılsa polisin varlığı saldırganları durdurmamıştır. İskeçe Müftüsü Mehmet Emin Aga ve bağımsız milletvekili Ahmet Faikoğlu ile birlikte civardaki Türkler taş, sopa, bıçak ve demir çubuklarla yaralanmıştır. Helsinki Watch Raporu, saldırganların 1000 kişi kadar olduğunu, 400 kadar azınlık işyerine verilen maddi zararın yarım milyon dolar olduğunu ifade etmektedir

Tüm bu baskılar, saldırılar gerçekleşirken Dr. Sadık Ahmet ve arkadaşları Yunan hükümetine karşı müthiş bir direniş göstermiş, Türk adını göklere çıkarmışlardır. Yunanistan Dr. Sadık Ahmet’i ceza evine koysa da Türkleri yıldırmamış tam aksine daha da bütünleşmesine, birlik olmasına sebebiyet vermiştir. Camilerin, Türk okullarının kapatılmasını sebebiyet veren bu olaylar karşısında Türkiye yine sessizliğini korumuş idi. Sadece Ülkücüler destek olmuş, Batı Trakya’da yaşanan bu elim gelişmeleri Türkiye gündemine taşımıştır.

Günümüzde de bu olayların halen izlerini ve mücadelesini görüyoruz. Balkan topraklarında bulunan soydaşlarımız gurur ile Türk’üm demekten vazgeçmedi, direniş halen sürmekte tıpkı 29 Ocak 1988 yılında olduğu gibi. O ateş halen Batı Trakya Türklüğünün içinde yanıyor, sönmeyecek bir ateş. Türklük ateşi hiç bir zaman sönmeyecek!

29 Ocak’lar ve Sadık Ahmet’ler bitmez.

Genç Akademisyenler Topluluğu Selanik Teşkilatı

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz