Ana sayfa Batı Trakya Haberler ONSUNOĞLU’NUN KALEMİNDEN BULENT İSMAİL

ONSUNOĞLU’NUN KALEMİNDEN BULENT İSMAİL

21
0

Gümülcine’nin saygın kişilerinden 1949 doğumlu Bulent İsmail, geçirdiği vahim bir kazayla yaşamını yitirdi. Gümülcine’de bir binanın 3. katından asansör boşluğuna düştü ve komaya girdi. Yaklaşık 40 günden beri tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Ailesi ve kendisi İstanbul’da oturuyordu ancak cenazesi doğup büyüdüğü Gümülcine’de Kahveci mezarlığına defnedildi. Onu çok sayıda sevenleri son yolculuğuna uğurlamak için İstanbul’dan gelerek cenaze törenine katıldılar.

Birlik gazetesi olarak ailesine, sevenlerine, eşine dostuna başsağlığı ve sabırlar dilerken, merhuma Allah’tan rahmet diliyoruz.

 

İbram Onsunoğlu’nun, Bulent İsmail ile ilgili 6.7.2011 tarihinde kaleme aldığı yazı aynen şöyledir.

 

BULENT İSMAİL’İ KAYBETTİK

Bizim kuşaktan Bulent İsmail’i kaybettik, İsmail’in oğlu Bulent’i. 6 Temmuz günü Gümülcine Kahveci Mezarlığı’na defnedildi. Kırk gündür Dedeağaç Üniversite Hastanesi’nde hayatta kalma mücadelesi veriyordu, sonunda ölüme yenik düştü. Bulent, 1949 doğumluydu.

 

İstanbul’a yerleşmiş, orada çalışıyordu, ama Gümülcine’ye sık sık geliyordu. Son gelişinde bir iş için gittiği apartmanın 3. katından asansör boşluğuna düştüğünü öğrendik. Asansörün kapısı açılmış, ama asansör gelmemiş. Bulent kendini boşlukta bulmuş. Ağır beyin travması ile birlikte vücudunun çeşitli yerlerinde kırıklar, göğüs ve karın travmaları haliyle kaldırıldığı hastanede doktorların bütün çabalarına rağmen kurtulamadı.

 

Eski yakın arkadaşı Hasan Kaşıkçıoğlu’nun yanıbaşına gömdüler.

Bulent, güle güle!

Burdan öte derin hüzün ve anılar geliyor.

Bulent İsmail. İsmail, soyadı değil, babasının adı. Kumaşçı İsmail, Açık Köprü’de uzun yıllar bir kumaşçı dükkânı çalıştırdı. Savaş malulü idi, “ανάπηρος πολέμου”, İkinci Dünya Savaşında Arnavutluk cephesinde donma yüzünden dizinden aşağı iki bacağını da kaybetmişti ve takma bacak kullanırdı. Bundan birkaç yıl önce rahmetli oldu.

 

Bizim kuşak ilkokulda soyadı yerine baba adıyla okunurdu. Ben de Bulent’i ilkokuldan Bulent İsmail olarak bilirim. Sonra onun da soyadının yerini bu kez dede adı almış, Bulent Mustafa.

 

1950’li yılların ortalarından 1960’lı yılların başlarına dek Batı Trakya’da ilkokulu bitiren öğrenciler arasında Türkiye okulları için sınavlar yapılırdı, öğretmen okulları ve ortaokullar için. Sonra bu sınavlar kaldırıldı. Öğretmen okullarına çok sayıda öğrenci alınırdı, ortaokullara birkaç. Bulent’in, 1960-61 ders yılı olmalı, Galatasaray Lisesi’ne alındığını öğrendiğimizde hepimiz gıpta etmiştik. Galatasaray’a giren ikinci Batıtrakyalıydı. İlki, ondan dört yıl önce Kırmahalleli Bakkal Yakup’un oğlu Macit idi. Galatasaray’a giren bir başka Batıtrakyalı olmadı.

Bulent, orada üç yıl okudu, sonra bıraktı ve Gümülcine’ye dönüp babasının kumaşçı dükkânında çalışmaya başladı. Galatasaray’ı neye terk ettiğini bana kesin olarak anlatmamıştır. Ama bu konu açıldıkça burukluğunu gizlemiyordu. Kütüphanemdeki ilk Fransızca-Türkçe sözlük onun bana hediyesidir, sayfalarında el yazısıyla notları ve imzası var. Galatasaray’dan edindiği deneyimle çok iyi voley oynardı.

 

Bir arkadaşı kaybedince, eski albümleri karıştırıp onunla çıktığımız fotoğraflara bakarım. En eski fotoğraf olarak bulduğum, 1964’ten olmalı, Domuzcunun Meyhanesindeyiz, Han Tarla’da. İçki kaçamağı yapmaya başladığımız dönem. Fotoğrafta Bulent’ten ve benden başka Kesikbaşlı bakkal Halil aganın oğlu Sabri ve Kitapçı Sami’nin oğlu Özkan var.

 

Bir başka fotoğraf 1968 yazından denizde, bu fotoğraflar birkaç tane, Sarı Yer’e bir “Bekarlar Çadırı” kurmuştuk, 7-8 delikanlı, yazın ve denizin tadını çıkararak. Bulent te orada. Bulent’in denizle özel bir ilişkisi vardı.

Birkaç fotoğraf daha, çok değil.

 

Selanik’te öğrencilik yıllarımızda onu birkaç kez misafir etmiştik.

Bulent, uzun süre Açık Köprü’de babasından kalan kumaşçı dükkânını çalıştırdı. Sonra, o zor yıllarda dükkânı kapatıp, İstanbul’a yerleşti, orada çalışıyordu. Sık sık Gümülcine’ye geliyor ve yaz tatilini genellikle burada denizde Meşe’deki çadır-kentte geçiriyordu. Ben de Selanik’teyim, arada bir Gümülcine’de karşılaşır, ayaküstü sohbet ederdik.

 

İstanbul’a eskilerden göç etmiş Kırmahalleli eski komşularımızdan Kadayıfçıların Hüseyin’in küçük kızı Jale ile evlendiğini öğrenmiştim. Sonra iki çocuğunun olduğunu.

 

Ama o Gümülcine’yi hiç unutmadı, Yunan vatandaşlığından da çıkmadı. Buradaki arkadaş çevresiyle sıkı ilişkilerini hep devam ettirdi. Zamansız ve trajik ölüm, onu burada buldu ve son ikametgâhı da burası oldu.

Onu, ölçülü tavırları, nezaketi ve efendiliğiyle yâd edeceğiz.

 

İbram Onsunoğlu

6.7.2011

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here