Ana sayfa Arşiv İLHAN AHMET: „TÜM AZINLIK AYDINLARINI İMAMLAR KONUSUNDA BENİM YATIRDIĞIM SORU ÖNERGESİNİ TEKRAR...

İLHAN AHMET: „TÜM AZINLIK AYDINLARINI İMAMLAR KONUSUNDA BENİM YATIRDIĞIM SORU ÖNERGESİNİ TEKRAR OKUMAYA DAVET EDİYORUM.”

13
0

Eski milletvekili İlhan Ahmet son döneme basında aleyhinde çıkan haberleri Birlik Gazetesi’ne değerlendirdi. İlhan Ahmet imamların Sosyal Sigorta kapsamına alınmalarının bir hak olduğunu yineledi ve Yunanistan’dan bunun uygulamasını isterken çıkan yasa ve uygulamanın yanlış olduğunu söyledi. Kurulan komisyonun da azınlık tarafından benimsenmediğini söyleyen İlhan, „azınlık çıkan bu vakıf yasasını kabul etmiyor” dedi. İmamların Sosyal Sigortası olmasını ve bunu kendisinin bir soru önergesiyle ilgili Bakanlıktan talep ettiğini ancak o dönem Bakanlık tarafından gelen cevabın olumsuz olduğunu söyledi. Bu cevaptan iki yıl aradan sonra bir gecede süratle yasada değişikliğe gidilerek bugünkü anlaşılamaz ve azınlık imamlarının da karşı çıktığı uygulamanın kabul edilemeyeceğini söyledi. Sayın İlhan Ahmet, son döneme yine gündemdesiniz ve imamlar konusu meselesinde siz suçlanıyorsunuz, nedir bu olay? ”Bakınız İlhan kardeşim. Ben milletvekili seçildikten sonra azınlığımızın bütün meselelerini, bütün haklı taleplerini hepsini Parlamentoya soru önergeleri şeklinde ve Bakanlıklarda yapmış olduğum müdahalelerle talep etmişimdir. Bu talepleri azınlığın bütün kurumlarıyla görüşerek yaptım ve neticede azınlık bir vakıf yasası sunmuştur. Bugüne kadar böyle birşey olmamıştır. İmamlarımızın din özgürlüğü konusundaki sosyal güvencelerinin olması, işçilerimizin sosyal güvencelerinin olması, camilerimizin tamiratı, Yunanistan’daki bütün Osmanlı eserlerinin tamiratı, Atina’da Monastiraki’deki caminin tekrar ibadete açılması, hastaneye, hapishaneye bir mezcidin açılması, bunlar din özgürlüğüne saygı nedeniyle yapılmalıdır düşüncesiyle alakalı meclise pekçok soru önergesi yatırmışımdır. Ancak, bir azınlık milletvekilinin bir şeyi soru önergeleriyle talep etmesine her zaman Yunanistan olumlu cevap vermemiştir. Benim veya bizim talebimizin dışında da uygulamalar getirmiştir. Ancak bu getirilen uygulamalar benim sorumluluğumda değildir. Örnek olarak vermek gerekirse, bir evde bıçak vardır ve bu bıçak ekmek te keser, insan da öldürür. Biz vakıf yasasını azınlığın istediği doğrultuda talep etmişiktir, ancak çıkan yasa azınlığı tatmin etmemiştir. Yunanistan yasasına göre, nasıl ki ortodoks papazlar hazineden ödenmekte ve sigortaları vardır, benim de imamlarımın sosyal sigortası olması öncelikli haklarıdır. Ancak bunun da şartları vardır. Nitekim Danışma Kurulu da almış olduğu kararda aslında bunun bir hak olarak doğru olduğunu, bakınız bunun altını çiziyorum, bunun hak olduğunu fakat hristiyanlar tarafından kurulan komisyonun kabul edilemez olduğunu dile getirmiştir. Vakıf yasasının doğru olduğunu ancak 10. maddenin 2. paragrafı, 16. maddenin doğru olmadığını bunların değiştirilmesi durumunda yasanın kabul edilebileceğini söylemiştir. Şimdi bakınız, bazı çevreler talep ile sonucu karıştırmaktadır, hatta azınlıkta siyasilerin önüne set çekmek istemektedirler. Eğer bir şeyi talep ederseniz ve bu talebinizi biz Yunanistan olarak kabul etmez isek, sizi zor durumda bırakırız millet içinde diyerek bir korkutma politikası güdülmektedir. Ben bu son meseleyi böyle görüyorum. Bugün iddia ediliyor ki, imamların sosyal sigortalarının olması ve diğerlerinin gizli olduğunu söylüyorlar. Bu kesinlikle gizli değil. Ben kitabımda Parlamento’ya yatırdığım pekçok soru önergesini yazmışımdır. Ancak benim yazıhanemde yatırdığım daha pekçok soru önergesi ve Parlamento’da yapmış olduğum konuşmaların dökümanları mevcuttur. Bunların hepsinin bir kitaba sığması mümkün değildir. Ancak benim arşivim açıktır ve isteyen bakabilir. Gelelim asıl meseleye. Bizim bir toplumsal meselemiz olan imamlar konusu yıllardan beri var. İmamlarımızın Tarım Sigortalarına (OGA) sigortalı olmaları ve bu şekilde camilerimizin boşalması gibi bir sıkıntı vardı. Bu sıkıntıyı bertaraf etmek için iyi niyetler ortaya konulmuştur. Ancak çıkan bu yasa azınlığın beklentisi dışındadır ve nitekim imamlarımız kendileri bu yasayı kabul etmemişlerdir. 2005 yılında benim istediğim talep ettiğim şekildeki soru önergeme 67397 sayılı Milli Eğitim ve Dinişleri Bakanlığı’ndan cevap gelmiştir. Gelen cevapta bunun asla kabul edilemeyeceğini, kilisenin ortodoksların Yunan devletinden ödendiklerini fakat bunların bir anlaşmaları olduğu belirtilmiş imamların ise bu anlaşma kapsamında olmadığı, kendilerine Sosyal Sigorta (İKA) hakkı verilemeyeceğini söyleyen bir belge vardır. Ancak bu gelen cevaptan iki yıl sonra yani 2007’de Yunanistan hükümeti durup dururken bir yasaya paç ekle, ayrı bir yasa değil, var olan yasaya bir gecede Parlamento’da sürratle yasa geçirmiştir ve yasayı da geçirmek istediği şekilde geçirmiştir. Ben o günlerdeki tüm gazetelere, radyolara verdiğim demeçlerde evet bu doğrudur, Sosyal Sigorta hakkı imamlara verilmelidir ancak, bu şekilde komisyon kurulması yanlıştır demişimdir. Bazı gazetecilerle o dönem Atina’ya birlikte gittik, birlikte bu konudaki şikayetlerimizi bildirmişiktir ve bu kurulan komisyonu kabul etmediğimizi söylemişiktir. Bugün bu gazetecilerin bunları unuttuğunu görüyorum. Demek ki burada bir kötü niyet bir kasıt vardır. Amaç susturmaktır, altını çiziyorum susturmaktır. Amaç azınlık siyasetçisini, Belediye başkanını, Vali yardımcısını susturmaktır. Bir örnek vermek istiyorum. Sayın Devecioğlu Ankara’da TRT’de çıktığı bir programda mertçe bir talepte bulunmuştu. Ama buraya dönünce ne oldu? Gümülcine Valisi ve bütün Pasok teşkilatı kendisine „Hronos’ta basında orada burada kendisine saldırdı, devlet saldırdı ve sayın Devecioğlu’nu özür dileme mecburiyetinde bıraktı. Bu da işte yıldırma, susturma, ne söylediğinize dikkat edin politikasının bir parçasıdır. Bu sahneyi 4 ay önce başka bir meslektaşımız da yaşadı. Yarın siz İlhan Tahsin olarak Birlik Gazetesi olarak bir şey yazdınız, „Hronos” size saldırdı ne dedi? İlhan bunları söyleme talep etme dedi, Millet Gazetesi’nde de aynı olay var. Sevgili İlhan, ben olayı böyle görüyorum. Sezer kardeşimiz son çıkan haberde bu konuyu aktarmıştır. Sanki ay’ı keşfetmiş gibi, Amerika’yı tekrar bulmuş gibi bir uslup ile yazmıştır. Biz kendisine gereken cevabı yazılı olarak vermişiktir. Amaç polemik yaratmak değildir, ben azınlığın dikkatini çekmek istiyorum. Bugün milletvekilleri benim başladığım mücadele şekli üzerinde gitmektedirler doğru veya yanlış. Ancak artık azınlığın yeni fikirlere, taleplere ihtiyacı vardır. Radikal çözümlere ihtiyaç vardır. Sorunları çözmemeye yönelik çalışmalar talepler, gayretler Yunan devleti’nin işine yaramaktan başka kimsenin işine yaramamaktadır. Son olarak şunu belirtmek istiyorum. Tüm azınlık aydınlarını bu imamlar konusunda benim yatırdığım soru önergesini tekrar okumaya davet ediyorum. Bu, Danışma Kurulu’nun da tutanaklarında vardır. Sayın İlhan Ahmet, azınlığa tek dilli Yunan okullarını sizin talep ettiğiniz iddia ediliyor, bu konu doğrumudur? ”Çetin Mandacı da bilir Danışma Kurulu kararı şudur. Yunanistan istediği yere istediği okulu kurabilir, bizim buna itirazımız olamaz, bunun önüne de geçemeyiz. Azınlık’ta çocuğunu yüzde 80 Yunan okullarına gönderiyor buna da kimse hayır diyemez, bunun önüne de geçemeyiz. Ancak biz azınlık olarak Yunanistan’dan bir de azınlık okulu kurmasını istiyoruz çünkü Celal Bayar okulu yetersiz. Aynı zamanda bir azınlık okuluna da ihtiyaç vardır, bu paralel bir taleptir. Ancak Yunanistan azınlık okulu kurmuyor. Bunu Türkiye ile işbirliği yaparak açması gerekir. Ben bunu Türkiye Başbakanı sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan da talep ettim. Ben Türkiye Başbakanını beş defa gördüm, Yunanistan Başbakanını milletvekilliliğim süresince hiç görmedim. Parlamento’da gördüm konuştum ve o kadar. Ama Türk Başbakanını beş defa gördüm, bu da bazı çevrelerde çok büyük rahatsızlık yarattı. Ne zaman Yunanistan’ın azınlık okulunu yapmayacağını gördük ki o zaman „BAKEŞ” denilen eğitim şirketini kurduk. Dedik ki madem öyle biz de kendi okulumuzu kendimiz kurarız, kendimiz finanse ederiz ve azınlık insanının önüne bir alternatif sunarız. Bundan sonra bu bir seçme hakkıdır, isteyen çocuğunu devlet okuluna göndersin, isteyen de azınlık okuluna göndersin. Fakat devlet okullarını görmemezlikten gelmek, devlet okuluna giden çocukları sıfırlamak parmağımızın arkasına saklanmak olur. İşte benim radikal düşüncem bu, ben açık konuşuyorum çünkü bu da rahatsızlık yarattı. Ama herkes aslında bunun böyle olduğunu biliyor. Bugün azınlıktan pekçok aile çocuklarını devlet okullarına göderiyor. Buraya göndermeleri farklı şey, bu kötü birşey değil fakat ihtiyaç var. Sirkeli’ye, Kozlukebir’e, Şahin’e kurabilirler nereye isterlerse kursunlar beni hiç ilgilendirmiyor. Sevgili arkadaşlar buna biz karşı çıkamayız, kimseyi suçlayamayız. Şapçı’ya gideceğine Sirkeli’ye gitsin ancak biz BAKEŞ olarak kurabiliyormuyuz? Veya iki ülke anlaşarak neden buraya bir azınlık okulu kurmasınlar? Hatta bu okulun ismini Erdoğan ve Karamanlis okulu koysunlar. Hiç bizim için önemli değil, biz ikisini de istedik, azınlık insanı özgürce istediği okula gitsin diye. Anaokulları konusunda düşünceleriniz neler? Çift dilli anaokulları için de aynı şeyi söyledik. Bu çift dilli anaokulu mu olsun? Azınlık anaokulu mu olsun? Bunun üzerine danışma Kurulu sabahlara kadar tartıştı konuştu bu konuda da alınmış olan kararlar var ve bekliyoruz. Son olarak gazeteniz aracılığıyla bir soru sormak istiyorum. Yirmi yıldan beri, özellikle 1996’dan sonra 2004’e kadar bu konularla alakalı alınanlar kararları resmi olarak Parlamento’ya taşımışlarmıdır? Danışma Kurulu her zaman kararlar almıştır, azınlık her zaman talep etti ama hangisi resmi olarak taşındı? Birtanesi taşınmadı. İlk defa 2004’ten sonra bu sorunlar Parlamento düzeyinde konuşulmaya başlandı, bugün de bu konuşmalar devam ediyor. Ben ümit ediyorum ki, bundan sonraki hükümette de kim olursa olsun bu sorunlara çözüm nasıl getirilecek ve bakalım bu konular çözüme nasıl kavuşturlulacak ben de herkes gibi bekliyorum ve çözüleceğini ümit ediyorum.”

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here