Ana sayfa Arşiv BU SORUNUN CEVABINI KİM VERECEK?

BU SORUNUN CEVABINI KİM VERECEK?

11
0

Değerli okurlarım, şimdi okuyun da sonra düşünürsünüz. Bu yazdığım yazı önce Anavatan Türkiye’de masa başında çok demokrasici olan ama aslında etrafında olup bitenlerden haberi olmayan tüm masa başı paralı gazetecilere ve üzerine alınan herkese yazıyorum ve yeter artık diyorum. Çilekeş, eziyete mahruz kalmış, yakın tarih „1974 Kıbrıs Barış Harekatı”nda Batı Trakya’dan Türkiye’ye bir gecede göç edenler, köylerini boşaltan Yunan zulmünden kaçanlar, kovulanlar, tarlaları tablaları, evleri, Yunan devletinin desteğiyle Batı Trakya’da Yunanlılara verilen kredilerle mallarını satmak mecburiyetinde kalanlar, Gümülcine Yaka bölgesinde tarlaları devlet tarafından istimlak edilen zavallı kardeşlerim, yıllarca okullarımızda eğitilmeyen, Yunan devleti tarafından bilinçli bir şekilde cahil bırakılan sevgili soydaşlarım, Ata yadiğarı vakıf mallarımızın sahipleri, mezarlıklarımızın üzerlerine yapılan spor salonları, motosikletin üzerinde kaskız gezen Yunanlıları görmemezlikten gelen Yunan polisinin özellikle Türk mahallelerinde pusuya yatarak Türk gençlerini kovalamaları ve adeta yok canından babasının oğlunun cebine verdiği eğitim harçlık parasını almak için yazmaları, Avrupa Birliği’nden gelen programlardan sadece ve sadece Yunanlıların faydalanmaları ve bir sanayici Türk adamının desteklenmemesi, Batı Trakya’da, AVRUPA’NIN GÖBEĞİNDE, Türk köylerinde minarelerin boyunun devlet tarafından metreyle ölçülmesi ve 1 santimetre fazla olduğunda hem yapan ustaların mahkemelere sürüklenmesi hem de mütevelli heyetlerinin göze alınması ve dahaaaaa daha sayılamayacak kadar olumsuzlukları Türkiyeli meşhur gazeteciler biliyorlar mı??? Batı Trakya’ya kaç kez gelmişler? Hayır soydaşlarım, bizi hiç bilmiyorlar. Bizlerin Türk olduğunu dahi bilmiyorlar. Bizim, Osmanlı idari döneminde Konya Karaman bölgesinden Balkanlara bırakılan Akıncı Türkler!den olduğumuzu ise hiç bilmiyorlar. Bu „duyarsızlar” sadece İstanbul Rumlarını, Ermenileri, Yahudileri, Amerikalıları , Kıbrıs Rumlarını ve Ege Denizi Yunan adalarında sirtaki, oktapod, kalamari, uzo’yu biliyorlar. Batı Trakya Türklerini, Rodos, İstanköy bunların yerini Yurdunu dahi bilmiyorlar. 6-7 İstanbul olaylarını biliyorlar. 29 Ocak’lardan haberleri yok. Yıl 2009 AİHM Yunanistan’ı İskeçe Türk Birliği çeyrek asırlık davasında cezalandırdı, kimliğimiz gözgöre göre inkar ediliyor, 2009 yılı Avrupa’sında Yunanistan’da apaçık ve cesaretle „KİMLİK SOYKIRIMI” uygulanıyor, kimsenin kılı kıpırdamıyor. Varsa yoksa İstanbul Rumları, İstanbul Rumları. Haaa, bir de şunu yazayım, 1974 YILI ÖNCESİ VE SONRASI TÜRKİYE’YE GÖÇ ETMEK ZORUNDA KALAN KARDEŞLERİMİZ BURADA OLAN ANNE BABALARININ CENAZELERİNE GELEMİYORLAR, YUNAN KONSOLOSLUKLARI VİZE VERMİYOR VEYA CENAZE KALKTIKATAN 10 GÜN SONRA ANCAK 5 GÜNLÜĞÜNE GELEBİLİYORLAR, BUNLARI UNUTMAYALIM, GERÇEKLER ACITIR İNSANI SAYIN İSTANBUL RUMLARI. YA BİZ NE OLACAĞIZ? Bu aşağıdaki yazı bir Türk gazetesi’nin 26 Mayıs çıkışlı fazla söze gerek var mı bilmem. Rumlardan Başbakan’a mektup var Geri dönmek istiyoruz Tülay Şubatlı KOVULANLAR ANLATIYOR ?– 3 Başbakan Erdoğan’ın geçen yıl ?‘Rumların İstanbul’a dönmesinde hiçbir engel yok’ sözlerini hatırlatan Prof. Niko Uzunoğlu „Bu daveti üzerine Başbakan’a gönderdiğimiz mektupta geri dönmek istediğimizi söyledik ama mektuba bir yanıt gelmedi” dedi. Başbakan Erdoğan’ın ‘Farklı kimlikten olanları kovduk’ özeleştirisini sevinçle karşılayanlardan biri de İstanbul Rumlarının Evrensel Federasyonu Başkanı Prof. Dr. Niko Uzunoğlu. Aslen Konyalı olan ve İTÜ Elektrik bölümünden mezun olduktan sonra ülkeyi terk eden Uzunoğlu, 25 yıldır Atina Teknik Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapıyor. Başbakan’ın sözlerini çok anlamlı ve önemli bulan Prof. Uzunoğlu, Erdoğan’ın geçen yıl yaptığı başka bir açıklamaya dikkat çekiyor. Yunanistan Başbakanı Karamanlis’in ziyareti sırasında ‘İstanbullu Rumların dönmesinde hiçbir engel yok’diyen Başbakan Erdoğan’ın bu sözleri üzerine hemen bir mektup kaleme aldıklarını hatırlatan Prof. Uzunoğlu şunları söyledi; „Mektubun 13 Mart 2008’de Ahmet Davutoğlu’nun eline geçtiğini biliyoruz. Mektupta davet için teşekkür ettikten sonra açıklamanın sözde kalmaması için azınlığa karşı tutumunun değişmesini diledik. Vakıf mallarının sahiplerine iadesi, Ruhban okulunun açılmasının yanı sıra İstanbul’daki okullarda azınlık çocuklarının yanı sıra Türkiye’de çalışan yunanlı ailelerin çocuklarının da kabul edilmesini ortaya koyduk ve geri dönmek istediğimizi belirttik. Türkiye’nin kalkınmasına yardım etmek için evlerini yeniden açmak, iş yerlerini kurmak için bir program çerçevesinde hükümetin yardım etmesini beklediğimizi dile getirdik. Ancak bir yanıt alamadık.” İstanbul’da 6-7 Eylül olayları, ‘Vatandaş Türkçe konuş’ kampanyaları ve Yunan vatandaşı olanların sınırdışı edilmesinin yanı sıra sözlü saldıralara da maruz kalındığını belirten Prof. Uzunoğlu Rum dükkanlarına üzerinde ‘Buradan alış veriş yaparsan, senin paran Kıbrıs’ta kurşun olacak’ diye yazan levhalar asıldığını söyledi. Kıbrıs’taki olaylar nedeniyle kendilerinin de bir grubun saldırısından komşuları sayesinde kurtulduklarını anlatan Prof. Niko Uzunoğlu bütün bunları yaşayanların ülkeyi terk ettikten sonra çok uzun yıllar ‘Karataş’ sendromu yaşadıklarını söyledi. ”Türk vatandaşları şunu bilsin; İstanbul’dan ayrılmak mecburiyetinde kalan yaşlıların çoğu ruh hastalıkları sebebiyle bu dünyayı terk etti. Kendi toprağından, vatanından ayrılıyor gidiyor. Bütün bunlar çok korkunç. Rumcada bir terim var; Bir yerden giderken tamamen unutmak, kötü anılardan kurtulmak için hafızamızı silmek istersek ‘Karataş attım’ diyoruz. Böylece her şeyi unutmak istiyoruz. İşte ülkelerini terk edenler uzun yıllar bu Karataş sendromunu yaşadılar. Daha sonra biraraya gelip kültürlerini yaşatmak için dernekler kurdular. Yunanistan’da 100 bin, yurdışında ise 20 bin Rum yaşadığını tahmin ediyoruz. Derneklerle İstanbul’daki fakir ailelere yardım ve öğrencilere burs veriyoruz.” Annem vatan hasretiyle öldü ”Ölürsem beni denize atın, İstanbul sahillerinde karaya vuracağımı biliyorum… „ 1963 yılında İstanbul’dan ayrılıp Selanik’e yerleşen 80 yaşındaki Maria Makridis yaşadığı vatan hasretini 7 yıl önce yazarımız Leyla Umar’a bu sözlerle ağlayarak dile getirmişti. Annesini 3 yıl önce kaybettiklerini belirten Pavlina Varnalidu „Vasiyetini yerine getirmek için mezarını İstanbul’a taşıyacağım. Çünkü annem vatanından hiç kopmadı” dedi. Selanik’te Türkçe öğretmenliği yapan Varnalidu sözlerini şöyle sürdürdü: „Yunan pasaportu taşıdığı için teyzem ve amcamlar sınırdışı edildiler. Amcam Yunan vatandaşıydı. Mobilya mağazası vardı, iş adamları, devlet adamları onun mobilyalarını kullanırdı. 24 saat içinde sınırdışı ettiler. Bizi gördüğünde ben Türkiye’yi görmek istemiyorum derdi, çok kızgındı. ‘Benim vatanımda bana 24 saat içinde çık git dediler’ diyerek kızgınlığını dile getirirdi. İstanbul’a da gelemiyorlardı, geliş yasağı vardı. Bu çok zor bir şey. Turist olarak bile gelemediler. O günler hatırladıkça hâlâ ağlıyorum. Bu hepimizde büyük bir travma yarattı. Annem de sürekli ağlıyordu. Bütün bunlara rağmen ülkeyi terk etmedi. Ama evlenip Selanik’e yerleştiğim için annem ve babam da 1980’de buraya geldiler. Annem ‘Neden buraya geldik, beni ülkeme götürün’ diyerek sürekli ağlardı. Alzheimer oldu. Doktoru ‘Bu kadın vatan özlemi çekiyor, İstanbul’a götürün’dedi… Mutlu olması için İstanbul’a getirdik. Her şey çok değiştiği için ‘Burası benim İstanbul’um değil’ dedi. Sonra eski evimize gittik, çok mutlu oldu. O toprağına çok bağlıydı. Babamın ve onun kemiklerini İstanbul’a getirip gömeceğim.” -BİTTİ-

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here