Ana sayfa Arşiv YUNANıSTAN NE YAPIYOR? BU SORUYU SORACAK KıMSE YOK MU?

YUNANıSTAN NE YAPIYOR? BU SORUYU SORACAK KıMSE YOK MU?

12
0

T.C. Devleti her geçen gün özellikle ıstanbul Rum Azınlığına yönelik hakların verilmesi şemsiyesini genişletmeye devam ediyor. Gözle görülen elle tutulan bu gelişme tabii ki herkes tarafından olduğu gibi Batı Trakya Türkleri tarafından da takdirle karşılanıyor. Öyle ki azınlık olarak başka bir duygu, bu duyguyu sadece yaşayanlar bilir. Karşı cephede olanlar sadece gazete sayfaları ve televizyon ekranlarında bir kaç saniyeliğine veya dakikalığına duyup görmektedir. Ancak gelin görün ki bir de bu durumu yaşayan insanların duygularına inip araştırmak lazım. Ülkem, vatanım dediğin ülke içerisinde politik çıkarlar ve yersiz korkular uğruna “tehtid” unsuru olarak görülmek ve o unsurun getirmiş olduğu olumsuzlukları etin, kemiğin iliklerine kadar bizzat yaşamak ayrı bir zulüm. Kısacası, yaşarken ölü ve yokmuşsun muamelesine tabii tutulman gerçekten acıların en büyüğüdür. Bunu sadece yaşayan bilir. Masa başındakileri bunu asla fark edemezler çünkü tadı tuzu nedir bilmezler. Yunanlıların ağzında dolaşan ve halen günümüzde evirip çevirip ateşe tutulan 1955 olayları. Evet, keşke ıstanbul Rumlarına yönelik yapılan bu tatsız ve kabul edilemez olaylar yapılmasaydı, yaşanmasdaydı. Bizim gibi azınlık durumunda konumunda olan ıstanbul Rumları’nın hissettiklerini galiba sadece biz Batı Trakya Türkleri anlayabiliriz. Çünkü benzeri olayları 29 Ocakta bizlerde birebir yaşadık. Bir sabah uyandığımızda ellerinde demir çubuklarla Gümülcine’nin o güzelim çarşısında birileri barbarca terör estiriyor ve ağızlarından çıkan sözlerle “1955 olaylarının öcünü alıyoruz” sesleri halen kulaklarımızda çınlıyor. Peki ama Türkiye ve Türk insanı 1955’in bedelini ağır ödemişti. Bir devlet adamını ipe çektiler. Peki Burada ne oldu? Yaşananlar yaşandı, insanlar o dönem milyonlarca drahmi zarara uğratıldı. Uğratıldı ama Yunan devleti zararın 0,50 drahmisini dahi ödemedi. Hesap kapçığa karıştı. Bu hesabı ödemeyecekler mi? Esnaf uğradığı zararın parasını bekliyor. Bırakın ödemeyi, şimdilerde Yeni Demokrasi Partisi lideri olan ve o dönem Dışişleri Bakanı Andonis Samaras, adeta Gümülcine’de boy gösterisi yaptı. Kime karşı? Ülkesinde yaşayan vatandaşlarına karşı. ışte, bu Batı Trakya Türk Azınlığı bunları hazmedemiyor, bu zihniyete hiç bir zaman prim vermedi vermeyecektir. Belki bazı güçler bizleri o dönem olayların içine çekmek istedi ama başarılı olamadı. Batı Trakya Türkleri ülkelerine karşı hiç bir zaman isyankar davranmadı. Baksanıza, halen günümüzde ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmemize rağmen, kimliğimizin inkar edilmesine rağmen, devletimiz, biz Türkleri belgeler üzerinde “Yunanlı Müslümanlar” ilan ederek işlem ve muamele yapmasına rağmen kuzu gibi oturuyoruz. Tabii ki devlete ve yasalarına karşı koyacak durumumuz yok ki, biz sadece bekliyoruz. Sabrımız sonsuzdur, ama mücadelemiz asla sonsuz olmayacak. Daha ki bu ülkede demokrasi eşit şartlarda uygulanana kadar hak arama mücadelemiz ve doğru yolu göstermemiz asla bitmeyecektir. Bölgemizde bizi bir tehtid unsuru olarak gören önce zihniyet, daha sonra macır olarak Batı Trakyamıza gelen ve evimizin bahçesinden kendilerine ev yapmaları için arsa verdiğimiz Yunalı komşularımız bizi olduğumuz gibi, kulaktan doldurmalarla değil aynen aslımız gibi kabul edene dek buradayız ve mücadele vereceğiz. Bizi baskılarla asla kimse biryerlere göndermeye kalkışmasın, çünkü Cunta bunu denedi ve “korkaklar” kaçtı, cesaretliler asla kaçmadı ve kaçmayacak. Gelelim son dönemlere sürekli gündemde olan Patrikhane, Ruhban okulu v.s konulara. Onlarınki can da bizimki patlıcan mı? sorarlar adama bu soruyu. Ama bu soruyu, bizi bu ellerde birer bekçi olarak bırakanların sorması daha doğru olacaktır. Batı Trakya Türkleri de bunu beklemektedir. Bizim kaderimizi bize sormadan kimsenin belirleme ve tayin etme gibi bir hakkı yoktur. Biz burada varız ve Türklüğümüzle, müslümanlığımızla var olmaya da devam edeceğiz. Bundan kimse rahatsızlık duymasın. Son olarak aşağıda okuyacağınız yazı benim dikkatimi çekti ve sizlerinde okuması ve bir anlam çıkarmanız için sayfalara taşımayı uygun buldum. Vartolomeos şunu demiş; “Tanrı’nın bize verdiği izinle kilisemiz yaşayacak”. Tabii ki yaşamalıdır ve buna imkan sağlanmalıdır diyoruz. Ya Batı Trakya’da biz ne olacağız? Cevabını kim verecek? Varsa yoksa Ruhban Okulu, başka birşey duymuyoruz. Onların hakları varda bizim yok mu? BARTOLOMEOS SON FENER RUM PATRıK’ı Mı OLACAK? CNN televizyonunun internet sitesinde bugün yayımlanan bir makalede Türkiye’nin küçülmekte olan Rum cemaatine ve yeni patrik seçimiyle ilgili tartışmalara değinildi. Patrik Bartolomeos ve cemaat üyelerinin görüşlerine yer verilen haberde ‘Bundan sonra ne olacak?’ sorusu soruldu. ışte CNN’deki yorumdan dikkat çeken satır başları: Dünya gündeminin nabzı Planet’te atıyor Patrik Bartolomeos eski bir geleneğin yaşayan örneği. 270’inci Fener Rum Patriği bugün Rum Ortodoks Kilisesi liderleri için “eşitler arasında birinci” ve dünya genelindeki 250 milyon Ortodoks Hristiyan’ın ruhani lideri olarak görülüyor. Ancak Bartolomeos’un memleketi Türkiye’de geriye çok fazla Rum Ortodoks kalmadı. “Biz küçük bir Hıristiyan azınlığız” diyen Bartolomeos, Yunanistan ile Türkiye arasındaki çatışmalardan, mücadelelerden ve karşılıklı güven eksikliğinden büyük zarar gördüklerini ve bu yüzden Türkiye’deki topluluğun çok küçüldüğünü belirtti. Türkiye’de bir zamanlar birçok üyesi olan Rum toplumunun gittikçe azalıyor. Eğer yasalar, nüfus yapısı ve tavırlar değişmezse, Bartolomeos son patrik olabilir. Ancak yine de her şeyin bittiğini düşünmüyor. Patrik, “Kilisemizin geleceğiyle ilgili çok umutsuz değiliz. Çok kolay değil, ancak imkansız da değil” dedi. VATANDAşLIK MESELESı Türk hükümeti Patrikhane’nin başına getirilmesi teklif edilen adayları veto etme hakkına sahip. Dahası Türk yasalarına göre Patrik’in TC vatandaşı olması gerekiyor. Bartolomeos Gökçeada doğumlu bir Türk vatandaşı, ancak kendisinden sonra gelebilecek isimlerin birçoğu değil. Dolayısıyla Ankara yurtdışındaki Ortodoks piskoposlara Türk vatandaşlığına girmeleri önerisinde bulundu. Birçok başvuru gelmekle birlikte henüz onaylanan bir isim olmadı. Yorgo Stefanopulos ıstanbul’daki Türkiye’deki birkaç bin kişilik Rum cemaatinin üyelerinden biri. Cemaatin önderlerinden olan Stefanopulos “Türkiye’de bir merak konusu haline geldik. Eskiden bir azınlıktık, şimdi ise merak ediliyoruz” dedi. BAğIş: BU POLıTıKALAR GEÇMışTE KALDI Rum cemaatinin nüfusu 50 yıl kadar önce 100 bin kişi civarındaydı. Bugün ise rakamın 3 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Stefanopulos bu değişimden Türk hükümetini sorumlu tutarak onlarca yıl önce uygulanan Varlık Vergisi ve “Vatandaş Türkçe konuş” gibi politikaların ve 6-7 Eylül olaylarının bu azalmaya neden olduğunu belirtti. Türk hükümeti bugün bu olayların geçmişte kaldığını söyleyerek uzlaşma istiyor. Avrupa Birliği ılişkilerinden Sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış, “Türkiye bir geçiş döneminden geçiyor. Çok daha demokrat, refah içinde ve şeffaf bir toplum haline geliyoruz” dedi. Yine de Heybeliada Ruhban Okulu vb. konularda tartışmalar sürüyor. Okulun eski öğrencilerinden, din adamı Satirios Varnalidis, “Okulu yeniden açıp Patrikhane için yeni papazlar yetiştirmek istiyoruz. Yoksa küçük cemaatimizde papaz kalmayacak” dedi. Başbakan Tayyip Erdoğan yıllar boyunca okulun yeniden açılacağıyla ilgili açıklamalar yaptı. Bağış da hükümetin halen konu üzerinde çalıştığını belirtti. “CEMAAT GÖRÜNÜRLÜK KAZANMALI” Haris Rigas, ıstanbul’un Rum cemaatinin yeniden canlanacağı yönündeki en büyük umut. Atina’dan gelip ıstanbul’a yerleşen Rigas, hem ıstanbul Rumları üzerine çalışan bir akademisyen hem de bir rembetiko müzisyeni. Rigas, akademik çalışmaları ve müziğiyle Rum kültürünü yeniden canlandırmayı istediğini ifade etti. “Cemaatin hayatta kalmasının tek yolu görünürlük kazanması” diyen Rigas, Rumların yüzyıllar boyunca ıstanbul’un tarihi için büyük rol oynadığını ve gelecekte de oynaması gerektiğine inandığını belirtti. Bu ay başında Türk hükümetiyle Patrikhane arasında uzlaşma yönünde tarihi bir adım attı ve Sümela Manastırı 80 yıldan fazla bir zaman sonra ibadete açıldı. ıstanbul’un Rum cemaati yeniden eski günlerine dönse bile Patrikhane’nin ayakta kalamayacağından endişe ediliyor. Ancak Patrik Bartolomeos umutlu. Son Rum Patrik’i olacağı öngörülerini kesinlikle reddetti. Bartolomeos, “Tanrı’nın bize verdiği izinle kilisemiz yaşayacak” dedi.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here