Ana sayfa Haberler TAYYİP ERDOĞAN’IN BU TÜR BİR EFSANEYE İHTİYACI YOK

TAYYİP ERDOĞAN’IN BU TÜR BİR EFSANEYE İHTİYACI YOK

22
0

Gazeteci Damon Damianos 25 Mayıs 2011 tarihli Paratiritis gazetesindeki makalesinde T.C. Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ve Türk Devlet Bakanı Başmüzakereci Egemen Bağış’ın 22 Mayıs Pazar günü Gümülcine’ye (Komotini) düzenledikleri özel ziyaretle ilgili ilginç değerlendirmelerde bulundu.

Tayyip Erdoğan’ın modern Türkiye’sinin, neden Batı Trakya’da geçmişin en kara dönemlerine bağlı kalarak merhum Sadık Ahmet konusunu ısrarla dile getirme ihtiyacı hissettiğini yazısında sorgulayan Damianos, Ahmet Davutoğlu’nun esin kaynağı olduğu dış siyaset politikasının aksine Batı Trakya’ya yansıtılan bu tür ısrarların ön plana çıkmasını eleştirdi.

Toplu efsaneler üreterek Batı Trakya’daki azınlık toplumunu o efsanelerin etrafında birleştirmeyi amaçlamanın bir anlamda akıllıca olabileceğini kaydeden Damianos, fakat burada bölünmüşlük yaratan bir efsaneden, bir uç siyasî tarih yanılgısından bahsedildiğini yazdı.

Türkiye’de başta Ergenekon ve Susurluk olmak üzere derin devlet yapılanmalarına karşı mücadele eden Erdoğan ve AK Parti kurmaylarının, Batı Trakya’da Sadık Ahmet’i argüman olarak kullanmalarını anlamlandıramayan Damianos, “Türkiye’yi yeniden şekillendiren ve ülkesinin içindeki binlerce olmasa da yüzlerce büyük ve küçük “Sadık”ı tarih sayfalarına gömen bir Başbakan’ın bu tür bir efsaneye ihtiyacı yok, derim ben” yorumunda bulundu.

 

İşte Damon Damianos’un yazısı:

 

Erdoğan’ın Batı Trakya’daki esrarengiz politikası

 

Sayın Emine Erdoğan ve kendisine eşlik eden üst düzey siyasi heyet, geçtiğimiz Pazar günü bir kaç saatliğine Rodop iline bir ziyaret gerçekleştirdi. Ancak bu kısa sürede yapılan ziyaret, hedeflerine ulaşma nokrasında tatmin edici düzeyde yeterli oldu.

Etkinliğe katılan ve çoğunluğu başörtülü olan azınlık kadınları, merasime İslamî kıyafetiyle katılan hanımefendinin simasında siyasi etki ve iktidar gücünü birbirine bağdaştıran ve bundan yaklaşık dört yıl öncesine kadar Türkiye’yi uçsuz bucaksız bir uçurumun kenarına sürükleyen derin dinî gelenekleri yakından görme fırsatını buldular.

 

Sayın Emine Erdoğan’ın Batı Trakya’nın tüm başörtülü kadınları için özünü, geleneklerini ve derin dinî bağlılıklarını unutmaksızın vesayetten kurtulmalarına yönelik modeli canlandırdığını insan ancak bir şekilde varsayabilir.

Diğer taraftan kız ve erkek öğrencilerin Rodop ilindeki azınlık ilkokullarında ezber olarak Kuran-ı Kerim öğrenmelerine sıkı sıkı bağlanmasının Batı Trakya’daki azınlık toplumu içerisinde laik düşünceye sahip olan kesimi çok ta duygulandırdığı söylenemez. Başbakanın hanımına refakat eden Egemen Bağış’ın Türkiye’nin ileriki bir tarihte Avrupa Birliği’ne girişi amacıyla sürdürdüğü Başmüzakereci sıfatına rağmen, bu siyasi lider kadrosunun İslamî geleneklere bu kadar sıkı sıkıya bağlı kalması, sanırım kendisinin bizzat Gümülcine’de flamalar dağıtarak vermek istediği Avrupalılık görüntüsüne çok ta uymuyor. Bunu söylerken dini inançlar ile “öteki”nin ve farklı olanın özgürlüklerine olan derin saygımı da ifade etmek istiyorum. Bu her hangi bir “öteki” için de geçerlidir, yeter ki bu hassasiyetler insanı tebliğ amaçlı değil de, eğitme ve aydınlatma amacıyla var olan eğitim sistemiyle karıştırılmış olmasın. Kişinin ders saatleri dışında, kendi özgür iradesiyle gidebileceği ve özel olarak dinî bilgilerini kolaylıkla geliştirebileceği din dersi kursları bulunmaktadır.

Bütün bunlar Yunanistan ve dolayısıyla Avrupa Birliği toprağında gerçekleşmektedir. Fakat eğer sen üçüncü bir komşu devletin siyasî lider kadrosu olarak bu olaylara bu denli bir resmi boyut yüklersen, eh o zaman aksi istikametteki söylemlere rağmen, Avrupa uzaklarda bir yerlerde görünüyor demektir.

Yukarıda belirttiğim düşüncelerimin İslami gelenekler ve mezhepsel eğitimle alakası yoktur. Bu tespitler aynı şekilde ister devlet okullarında isterse de azınlık okullarında olsun insanların birebir ve katalizör olarak gündelik yaşamlarında öğrencilerin dinî eğitimini biçimlendiren bir Ortodoks, bir Katolik veya herhangi bir dinî inanç grubu içinde geçerli olabilir.

 

Cesaretle şunu söylemeliyim ki, Sadık Ahmet’in hikâyesi ve diğer yandan hafızalardaki kötü hatıralar benim garibime gidiyor. Yakın geçmişinde Ergenekon’un, Susurluk’un, derin devletin ve askerî statükonun olduğu ve son 10 yılda devasa bir siyasî dönüşüm geçiren Recep Tayyip Erdoğan’ın modern Türkiye’si, neden Batı Trakya’da merhum Sadık Ahmet tarafından layıkıyla temsil edilmiş geçmişin en kara dönemlerine sadık kalarak ısrarla bunları dile getirme ihtiyacı hissediyor? O dönemler Yunan yönetiminin azınlığa sosyal baskı ve siyasi haklarının mahrum edildiği ve azınlık toplumunun tam anlamıyla faşizme sürüklenerek, kara listelerin, hoşgörüsüz tavırların en uç noktalara vardığı ve itaat etmeyenlere aynı azınlık toplumu tarafından intikamın uygulandığı dönemlerdi.

Şimdi neden Türk siyasî kadrosu Batı Trakya’daki bu tür ısrarlarını ön plana çıkarıyor? Hatta bunu sadece Kemalist geleneğin koruyuculuk hakkını kendilerine saklı tutanlar değil de, çoğu kez ters istikamette olduğunu söyleyen AKP’nin lider kadrosu neden yapıyor? Buna en basitinden bir açıklama yaparsak: Sadık Ahmet’i seçerek ve ona toplumsal kurtarıcı görüntüsü vererek, diasporadaki Batı Trakya derneklerini kontrol edenlere yönelik yapılan bir oy avcılığı şeklinde değerlendirebilir ve 12 Haziran seçimlerindeki kullanacakları oyların Sayın Erdoğan’nın tek başına iktidara gelebilmesi için değerli ve gerekli olduğunu varsayabiliriz.

 

Fakat diğer taraftan hatırlayalım, Ahmet Davutoğlu’nun esin kaynağı olduğu siyasî derinliği olan bir politika, toplumların bilinçaltlarında bölünmüşlük olarak faaliyet gösteren ütopyalar üzerine inşa edilemez. Bunda kesin olarak eminin ki, Sadık Ahmet görüntüsü her ne kadar gerek Türkiye içerisinde bazı çevreler tarafından gerekse de Batı Trakya’da bazı kesimler tarafından kahramanlaştırılmak isteniyorsa da, azınlık toplumunu bölmekte ve birleştirmemektedir. Çünkü “Kara Listeli” olarak utanç listelerine kayıtlı olanlar aramızda hâlâ yaşamakta ve dolaşmakta, hafızalarında ise tap taze duran bu insafsızlıkları hatırlamaktadırlar. Toplu efsanelerin üretilerek Batı Trakya’daki azınlık toplumunda olduğu gibi birleştirici unsur olarak kullanılmak istenmesi akıllıca olabilir, fakat burada bölünmüşlük yaratan bir efsanenin uç siyasî bir tarih yanılgısından ve aynı zamanda tutuculuğundan bahsediyoruz. Türkiye’yi yeniden şekillendiren ve ülkesinin içindeki binlerce olmasa da yüzlerce büyük ve küçük Sadık’ı tarih sayfalarına gömen bir Başbakan’ın bu tür bir efsaneye ihtiyacı yok derim ben.

Bütün bunlar, siyasî İslam’ın Batı Trakya’ya da taşınarak Kemalizm’in mazgalları olan bazı sembollerin korunmasına yönelik ihtiyaç olarak ta izah edilebilir. Fakat gerçek şu ki, politikada her şey doğru olarak her zaman analiz edilmiyor.

Yunancadan Türkçeye Çeviri: Azınlıkça Online® ekibi

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here