Ana sayfa Arşiv SAMı TORAMAN: “DRAGONA ıLE GÖRÜşMEYE HAZIRIZ”

SAMı TORAMAN: “DRAGONA ıLE GÖRÜşMEYE HAZIRIZ”

14
0

Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği başkanı Sami Toraman, Yunanistan Milli Eğitim Bakanlığı özel temsilcisi bayan şalia Dragona’nın Batı Trakya’ya gelmesine az bir zaman kala Birlik gazetesi’ne önemli açıklamalarda bulundu. Toraman, azınlık eğitiminde kendilerine tecrübelerini aktarmak açısından hazır olduklarını belirtti ve bayan Dragona ile her yerde görüşebileceklerini, ülkenin, bölgenin yararı açısından istenildiği takdirde birlikte çalışmaya hazır olduklarını söyledi. Toraman ile yaptığımız bu özel söyleşiyi sizlere aynen aktarıyoruz. Sayın başkan, eğitim nedir? Eğitim, önceden belirlenmiş amaçlara göre, insanların davranışlarında belli gelişmeler sağlamaya yarayan planlı etkilerdir. Eğitim çoğu zaman “öğretim” sözcüğü ile birlikte, bazen de onun yerine kullanılmaktadır. Öğretim, bilgi vermeyi, bilgilendirmeyi esas alır, eğitim ise daha geniş kapsamlıdır. Bilgiye ek olarak, beceri ve anlayış kazandırmayı da içermektedir. Demokratik Eğitim Eğitimin demokratik olabilmesi için şunların yerine getirilmesi gerekir: A – Toplumun bütün kesimleri için eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması, B – Eğitim programlarının belirlenmesinde ve eğitim kurumlarının işleyişinde çeşitli toplum kesimlerinin (özelikle öğretmenlerin) etkin katılımı sağlanmalıdır. C – Eğitim içeriğinin bilime, laikliğe dayalı olmalı (ırkçı ve şöven) olmamalı. Sayın başkan, bize anadilde eğitimin önemini biraz açarmısınız? “Dünyaya gelen her çocuk, dili etrafındaki insanlardan öğrenir. Onların çıkardıkları sesleri dinleye dinleye, taklit ede ede, dilin sistematiğini kavrar ve sonuçta çevresinden işittiği dili konuşur. Bütün toplumlarda çocuğa en yakın olan annesidir. Çocukla iletişim sağlayan, ona dili öğreten annesidir. Anadilin sistematiğini kavrayan çocuk, anadilde düşünür. Yeni fikirleri anadilde düşünerek üretir. Büyüyen çocuk, yeterli olanaklar sağladığında ana dilini sadece konuşmakla kalmaz, aynı zamanda anadilinin yazı dilini öğrenir. Yani burada ne diyoruz, anadili sadece konuşma dili değil, anadilin aynı zamanda birde yazma dili vardır. Bunun için çok dikkat edilmesi gereken bir husus var burada. ıkide bir Türkçenin dışında dil ileriye sürülmek istenmektedir. Bunun yazı dili olmadığı bir dil artık çocuğun anadili değildir. Bir insanın, ben anadilimi tam olarak biliyorum diyebilmesi için, anadilin hem konuşma, hem de yazı dilini çok iyi bilmesi gerekir. Yalnızca konuşma dili, dil üzerinde insiyatif sağlamak için yeterli değildir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta; çocuğun anadili, ailesinin, çevresinin ve soyunun dilidir. Çocuğun aileden, çevreden, soydan ve ulusundan belirli, bilinçli bir öğrenim evresi olmaksızın edindiği dile anadil diyoruz. Bütün eğitimcilerin kabul ettikleri gerçek; çocukların kendi anadillerinde düşündükleri ve kendi düşüncelerini anadillerinde daha doğru ve rahat ifade ettikleri gerçeğidir. Okuma – yazma öğelerinden yoksun bir dil, gerçek anlamda bir toplumsal yaşamı ifade edemez. Yazı dili olmaksızın ne bilim, ne sanat, ne de kültür gelişebilir ve gelecek kuşaklara aktarılabilir. Yani illa ki azınlığın anadiliyle birlikte yazı dilide bugüne kadar doğan haklardan kullanılan dilimiz hem yazı dili hemde konuşma dili Türkçedir. Biz buna eğitim dili diyoruz. Azınlığın eğitim dili kesinlikle Türkçedir. Bunu bu taraflara, o taraflara ben böyle anlıyorum diye çekmenin hiç anlamı yok. Kimse de bu hakkı kendinde görmemeli. Azınlığın bu gün okullarında kazanılmış haklarla Lozan Anlaşmasıyla, 1951 Kültür Anlaşması ile, 1968 protokolleriyle kazanılan hakların içerisinde yazı dilide Türkçedir, konuşma dilide Türkçedir. Buna çok dikkat etmeliyiz.” Bize biraz dili tanıtırmısınız? “Büyük dil bilimci Harkort “ Dil ulusun aynasıdır.” der. Hartkort kendisi Almanya’da işçi çocuklarının üzerinde müşiş çalışmalar yapıp bunların yazı dili anadili üzerinde büyük tecrübesi olan Alman eğitimci araştırmacıdır. Her ulusun farklı kültürü farklı yapılanması vardır. Bütün bu özellikler ifadesini dilde bulur. ınsanın en iyi benimsediği ve severek kullandığı dil, doğaldır ki kendi anadilidir. Aynı zamanda, anadili, bilginin oluşmasında en büyük etmendir. Başka bir düşünür K. Marks,“dil düşüncenin kendisidir.” der. Birey, olguları, dilin gelişimine bağlı olarak bilince çıkarır, düşünce üretir ve bilinçlendikçe dil gelişir. Konfüçyüs’e göre de; “dil bir tolumun en önemli kültür değeridir.” Batı Trakya Türk Azınlığını diğer azınlıklardan ayıran en büyük özelliği anlaşmalarla bırakılmış olmasıdır. Anadilde eğitimin reddi çocuğun temel bilgi birikimini yok saymak ve belli bir süre sonra okul çevresinde yabancı bir dil ile sıfırdan başlamak demektir. Doğaldır ki temelinden koparılan bilgi geliştirici değil öğrenmede ket vurucudur. Kaldı ki anadilde eğitim diğer dillerin kazanılmasında da hazırlayıcı bir temel oluşturmaktadır. Anadilini özgürce kullanan çocukların bilgi birikimi, dilin yapı özelliklerini, dil kalıplarını kavramış olduklarından ikinci dili öğrenmeleri kolaylaşır. Anadili ile edinilen bilgi yeni dilin öğrenilmesine katkıda bulunur. Tüm bunları söylerken bilmemiz gerek bir şey var. Batı Trakya Türk Azınlığı böyle sıradan bir azınlık değil. Bu haklarla bu statüyle donatılmış ve kendisine anlaşmalarla verilmiş dünyada başka bir örneği olmayan tek azınlıktır. Dolayısıyla sağlam temellere dayanan anlaşmalarla bırakılan bir azınlığın temel hakları vardır. Bu hakların verilmesi yerine getirilmesi gerekir diye düşünüyorum.” Son dönemde sayın başkan herkes anaokullarından bahsediyor, nedir bu anaokulları ve azınlığın ihtiyaçları nelerdir? “Zaten Yunanistan’da zorunlu eğitim 10 yıla çıkartılmıştır. Bunun için anaokulları iki dilli açılması öngörülüyor ve söyleniyor. Ancak burada da dikkat edilmesi gereken bazı ayrıcalıklar ve hususlar vardır. Azınlığın konumu ve durumu, istekleri yok sayılamaz. Bunları şöyle sıralayabiliriz. 1. Türk Azınlığın yoğun olarak yaşadığı bölgelerde Türkçe eğitim yapan çocuk yuvaları ve anaokullarının açılması zaruret arz etmektedir. 2. Aile ortamının doğal uzantısı olan yuva ve anaokullarında eğitim dili hususunda Azınlığımızın temel tercihi anadili olan Türkçedir. Bununla birlikte arzu eden ebeveynler için çift dilli (Türkçe – Yunanca) yuva ve anaokullarının kurulması imkanı da tanınmalıdır. Tekrar üzerine basarak söylüyorum, Azınlığın eğitim dili Türkçedir. 3. Açılacak çocuk yuvaları ve anaokullarının; azınlık eğitim sistemi dahilinde olması, azınlık eğitimimizin hukuki çerçevesini oluşturan Lozan Antlaşması ve diğer anlaşma ve protokollere dayanması gerekmektedir. 4. Bu okullarda görev alacak eğitim kadrolarının yetiştirilmesi amacıyla gerekli çalışmalar yapılmalıdır. 23 3 2010 da bir yazı yayımlandı. Burada bizim kesinlikle tasfip edemeyeceğimiz okul öncesi için bazı hususlar belirtilmektedir. Bu okullarda ders verecek olan öğretmenlerin Yunanistan’daki AEı ve TEı gibi okullardan mezun olmuş olan öğretmenlerin ancak sözkonusu okullarda çalışabilecekleri belirtiliyor. Yani Yunanistan’daki üniversitelerden mezun olmuş olanların bu okullarda çalışmalarına imkan tanınmaktadır. Bunun bizim tarafımızdan kabul edilmesi mümkün olmayan bir düşüncedir. Bunun böyle bilinmesini ve algılanmasını isteriz. 5. Bu okullarda görev alacak öğretmenler arasında yurtdışında eğitim görmüş ve formasyon kazanmış Batı Trakya Türk eğitimcilerin de yer alması gerekmektedir. (Halen Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneğinde gönüllü görev alan öğretmenlerimiz) gibi. Burada müsade ederseniz çok önemli başka bir konuyada değinmek istiyorum, ki bu da bizim için çok önemlidir. Batı Trakyalı Yerel Yöneticiler azınlık eğitimine katkılarını arttırmalı, çocuk yuvaları gibi okul öncesi eğitim kurumlarını faaliyete sokarak azınlık eğitim sürecine destek sağlamalıdır. Yerel yöneticilerin bu yöndeki çalışmalarını sürdürmelidir. (Azınlık halkın güvenini ve onayını almış kurumlar) Sayın başkan, son döneme Batı Trakya’da azınlık insanı çocuklarını azınlık okullarından alarak Yunan okullarına veriyor. Bu konuda düşünceniz veya önerileriniz, teklifiniz nedir? “Bizimki tekliften öte bir görüştür ve bunu özellikle belirtmek istiyorum, doğru olan görüştür. Evvela biraz önce de sıraladığımız sözleri hatırlayalım. Bütün eğitimcilerin de kabul ettikleri gerçek çocukların kendi anadilinde düşündükleri ve kendi düşüncelerini anadilinde ürettikleridir. Anadilinde eğitim almayan bir çocuğu ilerleyen yıllarda bir çarpıklığın içine, bir sorun içerisine gireceği için ne kadar da bugün eğitim kadrolarını öğretmenleri beğenmediklerini bahane ederek söylüyorlarsa da buna rağmen anadilde eğitim almaları için kesinlikle çocuklarını azınlık okullarına göndermelidirler. Azınlık okulları artık bizim için okul olmaktan öte bir kurumdur. Bu kurumlar nedir, bizim kimliğimizdir, tabelamızdır. Her çocuk velisi doğan haklardan faydalanmak üzere çocuklarını azınlık okullarına gönderme mecburiyeti ve daha ziyade sorumlulukları vardır. Tabii kimse bunu kanunla sınırlayamaz, oraya gitme buraya gitme diye ancak tercihlerini bu yönde yapmalarında fayda olacağını ve kendi çocuklarına da faydalı olmak istiyorlarsa bunları yapma zarureti ihtiyacı vardır. Kimse kimseyi zorlayamaz ancak biz azınlık olarak üzerimize düşen doğruyu yapmak mecburiyetindeyiz diye düşünüyorum. Çünkü çocuklarımıza karşı da büyük bir sorumluluğumuz var. Bunu da asla unutmamalıyız. Biz istiyoruz diye çocuklarımızı azınlık okullarından kopararak Yunan okullarına göndermek sorunu halletmeyecektir. Aksine çocuğa ek sorun ekleyeceğimiz de bilmemiz lazım. Bu yüzden kesinlikle çocuklarını azınlık okullarına göndermelidirler. Eğer çocuklarımızı azınlık okullarından alır Yunan okullarına gönderirsek birgün azınlık okullarında okutmaya çocuk bulamayız. ışte ozamanda bizim azınlığımızın düştüğü durum ortaya çıkar ve hepimiz geçmişte bilinçsizce yaptığımız hatalardan pişman oluruz ama işte ozaman geç olmuş olur. Bizde izliyoruz son döneme yaşananları. Bazı hevesli anneler babalar çocuklarını Yunan okullarına göndermeye devam ediyorlar. Bize göre azınlık okullarına göndermeleri gerektiğini bir kez daha üzerine basa basa vurgulamak isterim.” Yine son günlerde azınlık basınında çıkan haberlere göre bayan şalia Dragona azınlık eğitimini konuşmak üzere Batı Trakya’ya gelecekmiş. Sizin haberiniz var mı, veya davet edildiniz mi? “Evvela davet edildiniz mi derken davet edilmediğimizi söylüyorum. Çünkü Yunan devleti veya hükümetler halen bizi dernek olarak görmek istemedikleri açık ortada veya biz onlara sempatik gelmiyoruz anlaşılan. Fakat bayan Dragona’nın geleceğinden ve bazı kurumlarla görüşeceğinden bilgim var. Danışma Kurulu toplantısında bu konu gündeme geldi ve orada da bu konuda görüşlerimi bir kez daha söyledim. Eğer bizden bir kurum olarak geçse, veya Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği olarak geçmesin, dışarıda bizimle özel, bu azınlık eğitimine 40 yıl eğitim vermiş bir eğitimci olarak ben kendi adıma söylüyorum bunları ama biz öğretmenleri bir defa dinlerse bunun kendilerine yardımcı olacağına inanıyorum. Bayan Dragona’yı 1996 yılında Frangudaki ile açmış oldukları seminerlerine her zaman katıldım ve kendilerinden sertifikalarım da var. Ben onların ne düşündüklerini, nereye varmak istediklerini o zaman daha iyi anladım ve kestirmiş durumdayım. Burada yapılan çalışmalar, azınlık çocuklarının Yunanca öğrenmeleri için gayret vardı. Biz azınlık insanı olarak çocuklarımızın Yunanca öğrenmesini istemiyoruz diye bir sorunumuz yok ki, hatta biz çocuklarımızın çoğunluk çocukları kadar iyi Yunanca öğrenmesinden yana olduğumuzu defalarca belirttik. Biz eğitimin içerisinden geliyoruz. 1938 yılından beri bu kurumun içinde bulunan öğretmenlerimiz bu ülkenin insanlarının yetişmesine katkı sağlamışlardır. Fırsat bulursak tabii ki kendisiyle görüşmek isteriz. Ne için görüşmek isteriz, hem azınlık insanının faydalanması, yaşadığımız Yunanistan’daki topluma ve devlete katkımız olması için yaparız bunu. Bu bölgenin kalkınması Yunanistan’ın kalkınması demektir. Biliyorsunuz ki azınlığın yaşadığı bölge ve azınlığın kendisi Avrupa’da en geri kalmış bir bölge olarak seçildi. Bu bir gerçek. Batı Trakya’da yaşayan bir toplumumuz var bizim. Bu toplumumuzun kalkınmasını isteriz elbette ki. SÖPA’lılara gelince, SÖPA’lılar tabii ki onların resmen tanıdığı bir kurum. Onlarla ne görüşürler, ne kadar görüşürler bilemiyorum. Yalnız bir istekleri olduğu ileri sürüldü. Nedir, bir Edebiyat Fakültesi kurulmasını istedikleri söyleniyor. Fakülte içerisine Türk edebiyatını bilen eğitimcilerin getirilmesini söylüyorlar. Azınlık eğitimi sadece Türkçe derslerden oluşmuyor. Bizim 3065 sayılı yasadan doğan haklarımızdan ve sözleşmelerden doğan haklarımızda Beden Eğitimi derslerini, Fen derslerini Türk öğretmenlerin vermesi gerekiyor. Bu dersleri verecek olan öğretmenlerin Türkçe terimleri Yunanca olarak çevirme yeteneğine hepsi sahip mi buna da bakmak lazım. ışte bunlar hepsi birer sorundur. Oturup bunları bu işin içinden gelen bu işi bilen insanlarla tartışmak konuşmak lazım. Onun için diyorum. Bizi davet ederlerse illa ki Öğretmenler Birliği olarak değil, ancak biz elbette orada Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği olarak var olmak isteriz. Ama bizimde fikrimiz alınırsa yazılı ve sözlü vermeye her zaman hazır ve açık olduğumuzu söylemek istiyorum.” Azınlık siyasileri azınlık eğitimi konusunda hükümete ne gibi bir baskı uygulamalıdır. Başbakan Erdoğan Atina’ya geldi, eğitimde iyileşmeler olacaktır dedi. Size göre neler olmalıdır? “şimdi bakınız. Azınlık eğitimi bir bütün olarak algılanmalıdır. Azınlık eğitimini parçalara ayırmak hiçte doğru olmaz. Daha tutun ki içindeki öğretmenlerden, binalardan içindeki çocuklara kadar eğitimi bir bütün olarak düşünmek gerekir. Fakat ileri sorunda öncelikli olarak Türk Kültürü’nü eğitimini almış öğretmenlere ihtiyacımız var. SÖPA’da yetişmiş öğretmenlerin eksiklikleri olduğunu kendileride söylüyor. Artık öncelikli olarak bunun üzerine gidilmeli bunun düzeltilmesi gerekiyor. Batı Trakya’ya iyi bir eğitim kadrosu gerekiyor. Bu da nasıl olur, iyi niyetin olması ve karşılıklı saygı ve kültüre dayanarak ve olur. Gelelim milletvekillerimize yani sorunuzda sordunuz siyasilerimize veya Vatanımıza veya Anavatanımıza. Vatanımız Yunanistan’da bizimde gözlemlerimiz var. şunu çıkarıyoruz, bunu anlıyoruz, oraya koyuyoruz hareketleriyle bu iş olmaz. Daha Yunanistan devleti azınlık eğitimine yapacakları ile bu işe hazırlamış değil. Daha bunun başında kararsızlık içerisinde olduklarını görüyoruz. Düşünün ki 1996 yılında Frangudaki seminerleri başladı. 1996’dan 2010 yılına kadar 14 yıl geçmiş. 14 yılda gelişmeyen programlar için bir 14 yıl daha mı beklemek gerek? Ban agöre Yunanistan azınlık eğitiminin sorunlarını biliyor ve tespit etmişlerdir. Eğer tespit edememişler ise biz bu sorunlarımızı onlara birer birer tekrar sunmaya hazırız. Ama gelecek yıllar için önce iyi niyet ve ürkmemek gerekiyor. Artık dünya küçüldü. ınsanların bilgi ve alma olanakları o kadar çoğaldı ki, bundan da ürkmemek gerekir. ışte globalleşmenin getirdiği de budur. ınsanların birbirinden korkmaması aksine kaynaşması gerekmektedir. Ancak bu şekilde başarıyı yakalarsınız. Tabii ki sayın T.C.Başbakanının Yunanistan ziyaretinde söylediklerine göre azınlığın eğitimine katkıları olacaktır denildi. Vatanımız Yunanistan’ın olduğu kadar Anavatanımızın da azınlık eğitiminin iyileştirilmesinin üzerinde sorumlulukları vardır. Neden? Çünkü bizim adımıza Lozan’da imzayı koyan devlet T.C. Devletidir. Bizim garantör devletimizdir. Onun için aynı şeyi ıstanbul’daki Rum azınlığının durumu Yunan devleti için geçerlidir. Dolayısıyla biz yalnız kendimizin değil, bütün azınlıkların durumlarının geliştirilmesinden yanayız. ıyi niyet çerçevesi içerisinde düzelmesinden yanayız. Biz burada iki kültür iç içe yaşıyoruz. Karşı tarafta bizim kültürümüze saygı duymalı ve onu yaşamamıza katkı sağlamalıdır. Benim düşüncem ve tahminin karşı tarafla diyalog eksikliğinden kaynaklanan bazı sorunlar olduğunu zannediyorum. Onun için herşey açık seçik bir şekilde iyi niyet kapsamında konuşulmalıdır.” Son olarak kurulan Azınlık Okulları Encümenler Birliği hakkında düşünceleriniz nelerdir? “B.T.T.Ö.B. Başkanlığına 2006 yılında geldim. Gelişimizden sonra Yönetim Kurulu olarak hep birlikte bir Encümenler Birliği kurulmasını gündeme getirdik ve kurulmasında fayda olduğunu söyledik. Önce Rodop ilinde olan encümenlerle defalarca biraraya geldik. Ennihayet iskeçe ile birlikte bu Birliği kanunen oluşturdular. Bu Birliğin oluşmasında çok mutluyuz. Birlik Batı Trakya’nın geleceği olan bu çocukların yetişmesine büyük katkıları olacaktır. Encümenler Birliği azınlık okullarımıza sahip çıkacaklardır. Bu arada burada bir mesaj vermem gerekiyor. Her köyde okullarda yapılan encümen seçimlerine kesinlikle çocuk velilerinin katılmaları gerekmektedir. Kesinlikle söylüyorum bak her köyde, her mahallede seçimler yapılmalıdır. Onun için bu Encümenler Birliği’nin daha şimdiden yapacağı çok işleri var. Tekrar söylüyorum. Bütün azınlık okullarımızda seçim yapılmalı ve encümenler seçilmelidir.” Röportaj: Tahsin ılhan Ahmet.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here