Ana sayfa Batı Trakya Haberler NARLIKÖY’DE DOĞDU İLK DERNEĞİ GİESSEN’DE KURDU

NARLIKÖY’DE DOĞDU İLK DERNEĞİ GİESSEN’DE KURDU

13
0

Hüseyin Arabacıoğlu 09.05. 1946 tarihinde Gümülcine’nin Narlıköy’de dünyaya gelmiş… Vatani görevini tamamladıktan sonra 1968 yılı sonlarında Almanya’ya turist olarak gitmiş. Hüseyin Arabacıoğlu Giessen ve çevresinde bulunduğu Batı Trakya Türleri ile beraber 1979 yılında “Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği”ni kurmuşlar. Bu dernek Batı Almanya’da kurulan ilk dernek olmuş oluyor.

 

HÜSEYİN ARABACIOĞLU VE ALMANYA’DAKİ BATI TRAKYA TÜRK DERNEKLERİ

Değerli okuyucular,

Kısa adı BATTAM olan “Batı Trakya Türkleri Araştırmaları Merkezi” ile kısa adı BİLMER olan “Bilgi ve İletişim Merkezi” olarak, bir dizi yazıyı okuyucularımızla buluşturacağız. Böylece “Batı Trakya Davasına” hizmet eden insanlarımızı kamuoyunun bilgisine ve beğenisine de sunmuş olacağız…

Bu gün ele aldığımız konu, Batı Almanya da 1979 yılında ilk defa olarak kurulan “Giessen Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği” olacaktır.

Giessen Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği 1979 yılında kurulmuştur. Kurucu Başkanı Hüseyin Arabacıoğlunu konu olarak ele alacağız.

Hüseyin Arabacıoğlu Giessen Derneğinin kurucu başkanıdır. Ayrıca bu hareket Batı Almanya’da bir ilki teşkil etmektedir. Böylece, Hüseyin Arabacıoğlu da B. Almanya’da ilk Başkan olma ünvanına sahip olmuştur. Almanya’daki Batı Trakya Türk Derneklerinden basında çok yazılar yazıldı ve kitaplar basıldı. Hüseyin Arabacıoğlun’dan bir nebze olsun hiç kimse söz etmedi.

Şu anda sosyal medyanın ve teknolojinin sağladığı imkânları kullanan dernekçi kardeşlerimizden bu gibi öncü ve mücadeleci arkadaşlarımızdan söz etmelerini kendilerinden hep bekledik. Ancak, bahse konu kardeşlerimiz sadece ve sadece ziyaretlerle kamuoyunu meşgul ve kendilerini reklam etmekten başka bir adım olsun ileri gidilememiştir.

Kimileri de asılsız haberlerle kendilerini haksız olarak ön plâna çıkarmaya ve kamuoyunu yanlış bilgilendirmeye çalıştıklarına da şahit oluyoruz. Biz bu arkadaşlarımızın kim olduklarını kamuoyuna deşifre etmeye gayret sarf etmeyeceğiz… Biz doğruları yazdıkça bu arkadaşlarımız suyu çekilmiş göldeki sazan balıkları gibi kendiliğinden ortada kalmış olacaklardır. Kamuoyu da bu kişilerin ne kadar boş laflarla kamuoyunu yanıltmaya çalıştıklarını kendiliğinden anlamış ve görmüş olacaklardır.

Son dönemlerde basında yer alan gönderilere baktığımızda, her şey bir göstermelik ve kandırmacı olduğunu gözlemlemekteyiz. Daha doğrusu her şey Yunanistan’ın istediği doğrultuda gidiyor. Sanki ikili oyun oynanıyor gibi geliyor bana. Etrafımıza baktığımızda, birden çok yüzlü insanları açık ve net bir şekilde görebilmekteyiz. Sosyal medyadaki yorumlara ve paylaşımlara baktığımızda bunu daha da net anlayabilmekteyiz…

İzin sezonu münasebetiyle bizi mekânımızda ziyaret eden dernekçi kardeşlerimizi ve başkanlarımızı dinlediğimizde çok garip ve çirkin konulara vakıf oluyoruz. Üst kurumları tarafından tehditler, dışlamalar, şikâyetler, mahkemelik olayları vs. gibi birçok konuları duyuyoruz. Gayet tabi bu gibi olumsuz duyumlar bizleri de üzüyor. Ne yazık ki bir birimizle uğraşır bir duruma düşürülmüşüz…

Batı Trakya davasına hizmet etme pahasına mücadele verdiklerine inandığımız bazı dernekçi kardeşlerimizin de verdikleri iktidar kavgası, hizmet için değil, sadece ve sadece koltuk kavgasından ibaret olduğuna şahit olmuş olduk…

Bu konuları daha geniş olarak ileriki tarihlerde ayrı ayrı ele alacağız. Ayrıca neler yapılması gereken konuları da bir proje halinde dernekçi kardeşlerimizin bilgisine sunacağız… Derneklerimizin önü açılması ve var olan bu kargaşadan, kavgalardan kurtulması ve gençlerimize sahip çıkılması için, BATTAM olarak tarihi sorumluluktan kurtulma pahasına bunu yapmak mecburiyetini hissettik.

Başlangıçta karmaşık gibi görünecek olan bu proje uygulamalarımız, aslında derneklerimizin önünü açarak bir çağ atlamasına neden olacaktır. Böylece, şu anda var olan kargaşalar da kendiliğinden ortadan kalkmış olacak. Tabii bunu kuruluşlarımızın önce kendileri uyum içerisinde, anlaşarak, birbirlerinden haberdar olarak hareket, arz ve talep etmeleri gerekir… Biz sadece bunu bir fikir olarak sunuyoruz…

Biz şimdi kamuoyunun doğru bilgilendirme açısından ele alacağımız Hüseyin Arabacıoğlu Başkanımıza dönelim…

 

NARLIKÖY’DE DOĞDU İLK DERNEĞİ GİESSEN’DE KURDU

 

Hüseyin Arabacıoğlu 09.05. 1946 tarihinde Gümülcine’nin Narlıköy’de dünyaya gelmiş… Vatani görevini tamamladıktan sonra 1968 yılı sonlarında Almanya’ya turist olarak gitmiş. Ancak turist olarak gittiği için iş bulma imkânı olamamış. Giessen şehrinde bir döküm fabrikası ile anlaşma yapmış ve fabrikadan kendine istek yaptırarak memleketi olan Gümülcine’ye dönmüş. Kısa bir süre sonra davetiye üzerine normal olarak iş ve işçi bulma kurumu tarafından Almanya’ya Şubat 1969 yılında işçi olarak gönderilmiş.

Hüseyin Arabacıoğlu Giessen ve çevresinde bulunduğu Batı Trakya Türleri ile beraber 1979 yılında “Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği”ni kurmuşlar. Bu dernek Batı Almanya’da kurulan ilk dernek olmuş oluyor.

Daha önceleri de Doğu Almanya’da Batı Berlin’de de 1974 yılında bir “Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği” kurulmuş. Bunu da ileriki sayılarımızda ele alacağız.

Hüseyin Arabacıoğlu Derneği kurmuş ama Yunalılar tarafından başına örülmedik çorap ve başına gelmedik bela kalmamış. Yunanistan’a gittiği her seferinde karakola davet edilmiş ve sorgulanmış. Kendisine “siz bu derneği ne için kurdunuz. Maksadınız ne?” gibi sorularla karşılaşmış…

 

ALMANYA’DA İLK YÜRÜYÜŞÜ DÜZENLEMİŞ

 

1982 yılında Yunanistan İskeçe’de İnhanlı köyü sakinlerinin tarlalarını toplu olarak kamulaştırmak istemişti. İnhanlı köylüleri toplu olarak direnişe geçmiş ve İskeçe şehir meydanında açlık grevine gitmişlerdi.

Hüseyin Arabacıoğlu bu olay üzerine harekete geçmiş, bir avukat aracılıyla nümayiş izni alabilmeleri için Alman makamlarına müracaat etmiş. Tabii kendileri Yunan vatandaşı oldukları için bu yürüyüşü kimse üstlenememiş… Bu arada B.Almanya’da var olan diğer derneklerin de onayı alınmıştı.

Dernek lokallerine girip çıkan İsmail Tozak isminde bir Türk vatandaşı bu yürüyüş iznini üstleniyor. 24 Nisan 1982 tarihinde Frankfurt’da 3.000 aşkın insanımız yürüyüşe katılarak Frankfurt Yunan Konsolosluğu önüne siyah çelenk bırakılıyor. Tabii bu yürüyüşe biz de dernek olarak katılmıştık.

Yürüyüş sonrası konuşmalar yapıldı. Tabii bu konuşmaları da yine Türk vatandaşı olan bir ülkücü arkadaşımız yaptı. Adı, Rafet Karanlık konuşması ve sesi de halen kulağımda. Rafet Karanlık yıllar sonra Münih’e geldiğinde derneğimizi de ziyaret etmeyi ihmal etmemişti.

 

ARABACIOĞLU BENİ ARADI

 

15-21 Temmuz 2011 tarihleri arasında Yalova’da YAFEM’in Düzenlemiş olduğu “14. Türk Boyları Buluşması” yapıldı. Bu buluşmaya ben de davet edildim. Aklıma ilk iş olarak Hüseyin Arabacı oğlu geldi. Onun Yalova da olduğundan daha önceden haberim vardı. Çağın sağladığı Teknoloji sayesinde Hüseyin Arabacıoğluna ulaşmam pek de zor olmadı. Kendisine Yalova’da olacağımı ve telefon numaramı da yazdım.

Hüseyin Arabacıoğlu benim mesajımı görünce can olmuş ve hemen beni aradı. Ben de kendisine gereken bilgileri verdim. Gün geldi Yalova’ya gittim. Hüseyin Arabacıoğlu bizim konferans vereceğiz salonuna geldi. Kendisiyle kısa bir görüşme yaptık. Hüseyin Arabacıoğlu çok dertli idi. Konferans salonunda da konuşamıyorduk. Öğle yemeği esnasında deniz kıyısında bir restoran da oturduk ve uzun uzun konuştuk…

Hüseyin Arabacıoğlu dernekçi arkadaşlarına çok kızgındı. Hatta isimler sayarak açık bir şekilde de sitem ediyordu. Kendisinin yalnızlığa itildiğini dernekçilerin kendisini aramadıklarını vs. ve daha neler neler. Bir ara “dur be arkadaş dur” dedim ve durdu. “Nedir senin derdin bu kadar” dedim… O da bana dedi ki “Galiba senin olan bitenlerden haberin yok” diyerek, Hüseyin Arabacıoğlu konuşmaya başladı…

 

Şimdi hep beraber Hüseyin Arabacıoğlunun konuştuklarına kulak verelim..

 

 

“19. MADDEDEN VATANDAŞLIKTAN ATILDIM SAP GİBİ ORTADA KALDIM”

 

“Arkadaş ben Frankfurt Yunan konsolosluğuna yürüyüşü yaptıktan sonra başıma gelmedik iş kalmadı. Beni Frankfurt Yunan Konsolosluğuna defalarca çağırdılar. Yunanistan aleyhine yurt dışında faaliyet gösterdiğiniz tarafımızca tescillenmiştir. Yunan millî menfaatlerine zarar verdiğiniz gerekçesiyle hakkınızda resmi işlem başlatacağız denildi. Ama elimde Mayıs 1984 tarihine kadar geçerli olan Yunan pasaportum vardı. Pasaportumu elimden almadılar. Ben bu pasaportla defalarca Yunanistan’a girip çıktım. Yunanistan’a her gidişimde polis karakoluna davet edildim ve her gidişimde de sorgulandım. Yeni pasaport çıkartmaya gittiğimde pasaportum elimden alındı ve bana 19. Madde gereğince vatandaşlıktan çıkarıldığımı bildiren bir belge verdiler. Bu durumu dernekteki ve çevremdeki arkadaşlarıma söyledim hiç kimse oralı bile olmadı. Bana kimse destek vermedi. Sap gibi ortada kaldım. Belli ki diğer arkadaşlarımda bu durumdan korkmuş olmalıdırlar diye düşündüm.

Ama sağ olsun Ana Vatan Türkiye bana sahip çıktı. Daha sonra Almanya’yı terk edip Yalova’ya yerleştim” dedi.

Hüseyin Arabacıoğlu Yalova’ya geldiğinde orada da boş durmamış. Yalova’daki Batı Trakyalı kardeşlerimizi bir çatı altında toplamış ve BTTDD Yalova şubesini hizmete açmış. Belli bir dönem başkanlık yaptıktan sonra kenara çekilmiş, derneği çok bilen ve kendinse akıl veren arkadaşlarına bırakmış. Ondan sonra da onların işlerine hiç karışmamış.

Hüseyin Arabacıoğluna “başka arkadaşlar da dernekçilik yüzünden internet sayfalarında vatandaşlıktan atıldıklarını iddia ediyorlar, bunlardan senin haberin var mı” dedim. Hemen lafımı kesti… “Evet haberim var…. Onlar kendilerini halk arasında kahraman gösterebilmek için Yunan Konsolosluğuna gidip kendileri vatandaşlıktan atılmalarını talep edenler, bu dava uğruna vatandaşlıktan atılan asıl tek kişi benim. Onların ıskat belgelerinde ‘iş bu belge kendi isteği üzerine kendisine tanzim edilmiştir’ diye yazmaktadır. Ben ise direk 19. Maddeden vatandaşlıktan atıldım” dedi.

Kitabımızı yayın hayatına geçirmeden önce, kendilerinin dernekçilik yüzünden vatandaşlıktan atıldığını iddia edenlerin orijinal belgelerini görmek istedik, ama ne yazık ki bu belgeleri biz dahi göremedik. Ancak basından edindiğimiz fotokopilerle yetinmesini bildik.

Almanya’daki konuları içeren yayınlanacak olan yeni kitabımda, Hüseyin Arabacıoğluna geniş yer vermiştim. Bu mücadeleyi başlatan ve Almanya’da Batı Trakya Türk Derneklerinin kurulmasına öncülük yapan bu kardeşimize kitabımızda yer vermemekle en büyük ayıbı işlemiş olurduk. Başkalarının yayınladıkları kitaplarda zaten kendisinden de hiç söz edilmemiş. Benim ise asıl amacım, Almanya’da kamuoyu tarafından bilinmeyen, basında yer almayan ve hep örtbas ettirilmek istenen konuları ele almak oldu. Bunlar ileri yönelik ve ileriki tarihlerde “Batı Trakya Davasına” ışık tutacak çok önemli konular olduğunu düşünmekteyiz. Tarihe muhakkak ki not düşülmelidir. Kitabımız yayınlandıktan sonra birçok arkadaşımızın bana şikâyetleri olacağını daha şimdiden biliyorum…

Kitabımızda, Hüseyin Arabacıoğlu ile ilgili bölümde yer alan bilgileri kitap yayın hayatına kazandırıldığında okuyucuların bilgisine sunacağız. Ama Dernekçi kardeşlerimizin ve kamuoyunun bilgisi olması açısından bikri cümle daha ilave etmeden de geçemeyeceğiz.

Şimdi 1984 yıllarında Yunanlının Batı Trakya Türk Dernekleri yöneticilerine uyguladığı psikolojik uygulamalarına göz atalım…

Bunu Yunanistan niçin yaptı?

Hâlbukisin Yunanistan anayasasının 11. Madde sinin f. Fıkrasında söyle ifade edilmektedir.

1. Yunan vatandaşlarının, yasalara uyarak kâr amacı gütmeyen, cemiyetler ve dernekler kurama hakları vardır. Fakat önceden izin almaksızın bu haklarını hiçbir zaman kullanma yoluna gidemezler.

2. Bir cemiyet veya birlik, yasaları çiğnemiş ya da kendi kuruluş tüzüğünün esaslı maddelerini ihlâl etmiş olmasından dolayı sadece mahkeme kararı ile kapatılır, denmektedir.

Şimdi gelelim Alman yasalarına; Almanya yabancılara dernek kurma hakkı tanımıştır. Tüm Batı Trakya Türkleri kimseden izin almaksızın Almanya da Alman yasları gereğince kendi derneklerini kurmuşlar.

Yunanistan, yasal yollarla bu dernekleri engelleme imkânı olamazdı. Yukarıda Yunan yasalarının belirttiği şekilde kurulmuş birkaç dernek de gözümüzden kaçmamaktadır. Ancak kendi özgür iradesine dayanarak iyi niyetli kardeşlerimiz tarafında kurulmuş ve Batı Trakya’daki Türklerin haklarını savunan dernekler ve yöneticilerinden de çok rahatsız olduğu açık bir şekilde görülmektedir.

Bunları engellemenin tek yolu yasa dışı yöntemlerle psikolojik harekât uygulayarak, insanlarımıza korku salmak ve gözdağı vermek olacaktı. Yunanistan’daki yakınlarına da baskı yapıldı. Kimilerinden de bahse konu yöneticilerimize mesaj getirildi. Bunda azda olsa başarılı oldular.

Şimdiki yeni ve genç dernek yöneticilerimizin bir kısmı, eski başkanlar, yöneticiler, onu yapmışlar, bunu yapmışlar, biz de bunların yaptıklarına daha fazla katkı sağlayalım var olan kurumlarımızı yüceltelim veya biz de şunları yapalım düşüncesi hakîm değil. Aksine var olan kurumlarımızı yıpratma ve Batı Trakya Davasının savunuculuğunu yapan mücadeleci kardeşlerimize de sataşmadan edemiyorlar. Batı Trakya Davasına ellerinden geldiğince zarar verdiklerinin bilincinde bile değiller. Bilerek de yapıyorlarsa bu da demek oluyor ki birilerine yaramak için yapıyorlar bunları… O da kim olacak derseniz, ezelden beri bildiğimiz Yunan işte… Bunları daha önce Yunan gazetelerinde haber olarak okumuştuk… Zaten iş yerlerinde olsun, Yunan lokallerinde olsun Yunanlılarla sıkı fıkı olunuyor. Üstelik bazı kararları da Yunan lokallerinde içki masalarında alıyorlar ve bu kararları da daha sonra gelip kendi derneklerinde uyguluyorlar. “Kimileri de kendi kafaları estiği şekilde sorumsuzca etik olmayan yazılar yazıp sağa sola gönderiyorlar”. Bunlar daha önceden de olan şeylerdi. Yunan lokallerinde kafayı çekip bize kafa tutanlar da hep olmuştu.

Çevredeki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı arkadaşları tarafında da bu tutumları eleştirildiğinde de müsamaha gösteremiyorlar bizim insanlarımız. Böylece bir de Türklük ve Türkiyecilik düşmanlığı farkında olmadan kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor. Biz zat bana da bazıları “Türkiyelilerin bizim aramızda ne işleri var onları bu derneğe sokmayalım, onlar gitsinler kendi derneklerine” diyenlere de şahit olduk. Bazılarının da kovuldukları bizzat bana kendileri tarafından iletildi…

Bu ve bu gibi düşüncelere sahip olan insanlarımız toplumumuzun içinde oldukça çok az. Ama bunların ağzı çok laf yapıyor. Herkes bunları çok iyi biliyor ve kimsede bunların sözlerine aldırış etmiyor. Kendileri de bu durumu hissedince yüzleri de kızarsa yine toplumumuzun içinde kendilerini saklamaya gayret ediyorlar.

Onlara göre dernek sadece bir lokalden ve kahvehaneden ibaret. Onlar, Yunan lokallerinde içeceği içkiyi kendi derneklerinde içmelerini arzu ediyorlar. Tabii herkes bu düşünceye hakim değil… Üstelik kendi kendimize pişti oynayalım, arada sıra da biramızı da yudumlayalım diye düşünenler de yok değil. Bira varsa derneğe geliriz… Yoksa gelmeyiz diyenler de mevcut… Neden mi? Çünkü derneklerde bira daha ucuz satılırmış…

Neyse biz bu konuları daha sonra ayrıca ele alacağız. Biz şimdi yine gelelim Hüseyin Arabacıoğlu meselesine…

Hüseyin Arabacıoğlu Yunan makamlarını uluslar arası alanda insan haklarını savunan kuruluşlara şikâyet ve mahkemeye müracaat etseydi, bizce daha iyi olurdu… Hem kendine yapılmış olan haksızlığı gidermiş hem de Yunan makamlarının yapmış olduğu bu anti demokratik tavrı yıllar öncesi ortaya çıkarılmış olacaktı…

Almanya’daki dernekçilerimize korku salan Yunalıların bu tutumu ortadan kalmış ve hem de dernekçilerimizin önü açılmış olacaktı. Almanya’daki dernekçi kardeşlerimiz arasında vatandaşlıktan çıkarılma ve Yunanistan’a döndüklerinde başlarına gelebilecek olumsuz olaylardan endişeleri halen mevcuttur. Bu korku halen aşılamamıştır. Bazen de bazı kardeşlerimiz kendi aralarında olumsuz fikirler üreterek bu durma yardımcı olmaktadırlar. Bu ve bu gibi düşünceye sahip olan dernekçi arkadaşlarımızın faal olmalarının önünü kesilmekte ve hatta bazıları da derneklerimizin dışında kalmaktadır.

Bu gibi düşünen insanlarımız derneklerimizin başında hakim oldukça yapacakları hiçbir şey olamayacaktır demektir. Çünkü kendilerini bu psikolojik baskı ve korkudan arındıramamışlardır. Korkan insan hiçbir şey yapamaz. Sadece ve sadece zamanını boşa harcamış olur. Bu ise tamamen cehaletten ve bilinçsizlikten kaynaklanmaktadır. “Ne aradığını bilmeyen bir insan ne bulduğunu da anlayamaz”…

Batı Trakya Türk derneklerimizde yöneticilik yapacak olan gençlerimiz ve insanlarımız, kendilerini çok iyi bilgili, çağın gerektirdiği şekilde yetiştirmiş, donanımlı insanlar olmak mecburiyetindedirler. Batı Trakya’nın geçmişini ve tarihini bilen, geleceğine ışık tutan, proje üreten ve bu projeleri hayata geçirebilecek bilgili insanlarımız olmalıdırlar diye düşünmekteyiz… Derneklerimiz gençlerimizi bu umutlarla yetiştirilmesi için çaba sarf etmelidirler… Biz BATTAM’ın yetişmiş uzman kadrosu ve ilim adamları sayesinde bunu yapmaya hazır ve talibiz. Yeter ki talep olsun…

Yeni hazırladığım kitabıma Hüseyin Arabacıoğlu konusunu işlerken o yılların Yunan gazetelerine göz attık. Trakya’da yayınlanan aşırı sağ eğilimli “19 Haziran 1984 tarihli Hronos gazetesi”, Almanya’da faaliyet gösteren bu dernekçilerin birkaç tanesinin vatandaşlıklarının ellerinden alınmasını öneriyordu ve diğerlerine örnek olunmasını istiyordu.

Ayrıca yurt dışındaki Yunan Konsolosluklarına talimat verircesine, “Batı Almanya’da Yunanistan aleyhine faaliyet gösterenler, oradaki Konsoloslar tarafından teker teker tespit edilmeli ve diğerlerine ibret olacak şekilde cezalandırılarak Yunan tebaasından atılmalıdırlar” denilmektedir.

Şimdi gelelim bu işin psikolojik yönünü hep beraber inceleyelim… Hüseyin Arabacıoğlunun Yunan vatandaşlığından çıkarılmasıyla gazetedeki bu haber sanki danışıklı bir düğüş gibi geldi bize… Burada yapılmak istenen zaten belli… Daha önce bu yöntem Doğu Almanya’da Batı Berlin’de uygulanmış ve başarılı da olmuşlardı… Batı Berlin’de 1974 yılında kurulan Batı Trakya Türk Dernek kurucuları ürkütülmüş, kimilerinin Almanya’yı terk etmeleri sağlanmış ve Berlin’deki dernek de böylece kapattırılarak tarihe karışmıştı…

Giessen’de de bu yöntem izlenmiş… Yukarıda da izah ettiğimiz şekilde Hüseyin Arabacıoğlu defalarca Yunan Konsolosluğuna bu konu üzerine davet edilmiş, Yunanistan’a da gittiğinde oradaki polis karakolu tarafından acık bir şekilde kendisine baskı yapılmış. Fakat Arabacıoğlu direnmiş ve derneği kapatmamış. Kapatmamış ama Yunan vatandaşlığını da kaybetmiş. Şu anda şerefli bir şekilde, kendi hayatını Yalova’da idame ettirmektedir.

Biz de BATTAM ve BİLMER ailesi olarak diyoruz ki, “Sağ olasın var olasın Hüseyin kardeş… Sen Batı Trakya Türlerinin kalbinde taht kurmuş, elit bir kişiliğe sahipsin. Seni bilmesi gerekenler zaten bilmektedir… İnşallah bu yazımızla bilmeyenler de seni bilmiş olacaklardır”.

Hüseyin Arabacıoğlunun Türkiye’ye dönmesinden sonra, dernek üyeleri yeni yönetim kurulunu ve başkanlarını seçerek, bu güne kadar gelebilmeyi başarabilmişlerdir. Şu anda da Almanya’da kurulan ilk dernek olma unvanını da halen korumaktadırlar. Tüm dernekçi kardeşlerimizi saygıyla anıyor ve emeği geçenleri, kutluyoruz.

BATTAM İletişim Merkezi

www.battam.org

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here