Ana sayfa Batı Trakya Haberler KOCİAS: “TÜRKİYE KIRMIZI ÇİZGİYİ BASMAYA YAKLAŞTI, EĞER DEVAM EDERSE ÇOK SERT BİR...

KOCİAS: “TÜRKİYE KIRMIZI ÇİZGİYİ BASMAYA YAKLAŞTI, EĞER DEVAM EDERSE ÇOK SERT BİR ŞEKİLDE CEVAP VERECEĞİZ”

26
0

Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kocias katıldığı bir tv proğramında Türkiye hakkında sert açıklamalarda bulundu. Kocias, “Türkiye kırmızı çizgiyi basmaya yaklaştı, eğer devam ederse çok sert bir şekilde cevap vereceğiz” dedi.

Dışişleri Bakanı Kocias gazeteci Aleksis Papahelas’ın sorularını yanıtladı. Kocias, 8 darbeci subay hakkında, Kıbrıs sorunu, mültecileri geri kabul anlaşması konularını cevapladı.

“Her zaman tahammülümüz ve verdiğimiz yanıt sadece bu olmayacak, çok daha sert olacak.”

17 Şubat tarihinde Farmakonisi adasında Türk savaş gemisinin yaptığı atışla ilgili yaşanan olay hakkında sorulan soruyu yanıtlayan Bakan Kocias şunları söyledi.  “Birbuçuk yıldan beri Türkiye’yi sinirli bir güç olarak tanımladım. Aynen 19.yüzyılda çevresinde dengeleri tutamayan Almanya’nın sinirli olduğu gibi. Türkiye’de birileri, Yunanistan’ın Irak veya Suriye olacağını zannediyor. Farmakonisi’de yaşanan olay oyun değil. Uluslararası hukukun ciddi bir ihlalidir ve zannedersem şunu bilmeleri gerekir, her zaman tahammülümüz ve verdiğimiz yanıt sadece bu olmayacak, çok daha sert olacak.

“Ağızın söylediğini kulak işitir.” Umarım kulakları temizdir.

Biz gezegenimiz üzerinde tüm güçlü kuvvetlerle uzlaşımızı yaptık, uluslararası tüm kuruluşları bilgilendirdik tabii ki karasularımızın ihlali ve davranışlarından dolayı Türkiye’ye karşı da gerekli girişimleri yaptık. Uluslararası çevreler ve uluslararası hukuk çıkarlarımızdan yana, terketmeyeceğimiz araçlardır. Ancak yeniden belirtmek isterim, var olan sadece bu araçlarımız değil. Tahrip edilmiş ne bir Suriye’yiz ne de düzeni bozulmuş bir Irak. Türkiye bir yanlış yapıyor, ekonomik kriz var olduğundan ülkenin güvenliğinin korunmasında güçsüz olduğumuzu zannediyor. Çok büyük yanlış yapıyorlar. Ekonomik sorunlarımız var diye, ülkemizin güvenliği ve egemenliği için özen ve itinamız geçmişten daha fazladır. Kırmızı çizgimiz bu söylediğimizdir. Kırmızıdır. Şairin de dediği gibi, “ağızın söylediğini kulak işitir.” Umarım kulakları temizdir.    

Mahkeme ve savaş arasında eğer seçim yapmam gerekseydi, mahkemeyi seçecektim. Mahkeme ve hakiki ikili anlaşma veya uzlaşma süreci arasında ise ikinciyi seçecektim. Türkiye’deki durum ve var olan zorluklardan ötürü.

“Bizim var olan gücümüz, vede zihniyet olarak ve kuvvet boyutu olarak uluslararası hukuktur.”

Helsinki anlaşmalarının kalması iyiydi. Bu konuda bir fikrim var. Helsinki anlaşmaları, hangi sorun olursa olsun Türkiye’yi Uluslararası Adalet Divanına gitmeyi mecbur ediyordu. Helsinki anlaşmasıyla, verdikleri taahhütlerden çekilmeyi kolaylaştırdık. Çünkü diğer siyasi güçler, bu tür anlaşmaların Uluslararası Aadalet Divanı’nda olmasının kötü olduğunu düşündüler. Ben sorunlarımızı çözebilecek başka bir yol göremiyorum diplomasi ve haktan, buna ek olarakta, eğer gerekirse uluslararası toplumda var olan tüm yasal çerçeveler kullanılsın. Bu asla demek değildir ki bu dönemde mahkemelere veya başka bir yerlere gidiyoruz. Bizim var olan gücümüz, vede zihniyet olarak ve kuvvet boyutu olarak uluslararası hukuktur. Bu başka güçlere dayanmadığımız anlamına gelmez.

“Sayın Çavuşoğlu Ankara’ya kaçtı, ben Cenevre’deyim”  

Süreci durdurmak kötü ancak canlı tutmamız gerekmektedir. Bunun için de Kıbrıs Cumhurbaşkanı Anastasiadis ve Kıbrıs Türk toplumu temsilcisi Akıncı’nın önerileri üzerine ikinci bir uluslararası konferans (Cenevre II) yapılmasında anlaştım. Türkiye’deki referanduma kadar zor olduğuna inansam da Türkiye uzlaşma istiyor mu istemiyor mu karar vermelidir. Türkiye için garantör sistemi ve işgalci askeri gücün varlığı konusu, Kıbrıs’ın en zayıf noktasıdır. Gerçek uzlaşma ve tavizler noktasında  müzakereleri kıracaktır. Türkiye garantiler ve güvenlik konusunu nasıl ele alacağını referanduma kadar kararlaştırmadı. Gerçekten garantiler ve güvenlik konusunu iptal etmekte anlaşma yerine, araya koyduğu meselelerle sözü başka yerlere getiriyor. Sayın Çavuşoğlu Ankara’ya kaçtı, müzakerelerde yokum diye beni suçlamaya başladı, ben de kendisine cevap gönderdim “ben halen Cenevre’deyim ve Kıbrıs meselesini konuşuyorum” dedim.  Bir zorlukları var. Aniden yeni bir konu koydular, Türkler için dört özgürlük meselesini ilk defa ortaya attılar. Bunu başka defa asla koymamışlardı. Neden yapıyorlar? Anastasiadis kabul etmeyecek umuduyla ve bu noktada müzakereler kırılacak.

“Türkiye vananın elinde olduğunu sıkça hatırlatıyor”

Mülteciler konusunda Türkiye vananın elinde olduğunu sıkça hatırlatıyor. Avrupa Türkiye’nin AB tarafından ekonomik bağımlılığını hatırlatmalıdır. Sıkça gazetelerde okuyorum Türkiye mültecileri bırakacak diye bize baskı yapıyor, tehdit ediyor. Türkiye’nin Gümrük Birliği ihtiyacını kimse okumuyor. Özellikle de ekonomisinin düşüşte olduğu bir zamanda ve birçok toplumsal sorunlarla karşı karşıya olduğunu kimse gündeme getirmiyor.

“Savunma Bakanı da cevap vermemekle iyi etti”

Son ziyaretlerime gitmezden önce, önceki hafta Türkiye tarafından Savunma Bakanı Kammenos’un şahsına yönelik yapılan saldırılara cevap vermedi. Türkler şunu iyi anlamalıdır, şahsi saldırılar ve bir Bakanın küçük düşürülmesini kimse ciddiye almaz. Uluslararası ilişkilerde, Yunan Savunma Bakanına Türklerin konuştuğu şekilde konuşmuyorlar. Savunma Bakanı da cevap vermemekle iyi etti. Bunu geçtiğimiz haftanın en çok olumluların arasına yazmak istiyoruz.

“Gafil avlandılar”     

Kuzey Yunanistan bölgesi yetkili birimleri, eğer helikopterin içinde ne var olduğunu bilselerdi geçmesine izin vermeyeceklerdi. Ancak Yunan toprağına içinde 8 subay bulunan ve Türk devleti tarafından darbeye karıştıkları söylenen ve kovuşturulan, aniden bir helikopterin inmesiyle zannedersem gafil avlandılar. Biz açıkızdır, iki ilkemiz var. Siyasi olarak her türlü darbeye karşıyız. Yunanistan ve özellikle de Yunan solu olarak böyle bir askeri darbeyi kabullenecek en son ülke olacaktır. Diğer yandan, kimler darbeci ve Türkiye’de adil yargılanıp yargılanmayacağına Yunan mahkemeleri karar vercektir. Darbenin siyasi kınama anlamı, her Türk vatandaşının Ankara tarafından darbeci olarak suçlanması Yunan mahkemelerince bu şekilde algılanamaz. Bunlar iki farklı yetkilerdir. Siyasi ve adalettir. Umarım belki bir zaman diğer taraftan bu daha fazla ve daha iyi anlaşılır. Yunan adaleti, Türk tarafının vereceği her yeni bilgi ve belgeyi dikkate alarak karar verecektir.”  

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here