Ana sayfa Arşiv İSTANBUL RUMLARI TÜRKİYE’YE GERİ DÖNMEK İÇİN BAŞBAKAN ERDOĞAN’DAN HABER BEKLİYORLAR

İSTANBUL RUMLARI TÜRKİYE’YE GERİ DÖNMEK İÇİN BAŞBAKAN ERDOĞAN’DAN HABER BEKLİYORLAR

21
0

„İstanbul’lular Ekümenik Federasyonu” (İkumeniki Omospondia Konstantinupolition) tarafından 13 Eylül 2008 tarihinde Atina Omonia Meydanı’nda bulunan Classical Akropol Otel’de „Septemvriana 6/7-9-1955 Praksi Tis Katastrofis Tu Ellinismu Tis Polis” („Eylül-i 6/7-9-1955 Konstantinupolis Yunanlılık Eylem Felaketi”) adlı bir panel düzenlendi. Federasyon tarafından düzenlenen bu panele, Türkiye’den konuşmacı olarak Dr. Dilek Güven, („Derin” Devlet, Eylül Olayları ve Günümüz Türkiyesi’nde Demokrasi) Dr. Hamit Bozarslan da (6-7 Eylül, Şiddet Sosyolojisi Açısından Bir Yaklaşım) konulu birer konuşma yaptılar. Düzenlenen bu panele konuşmacı olarak Yunanistan’dan, Prof. İoannis Mazis, Doç. Fotini Flogaiti Pazarci, Yunanistan’da İsrail Cemaati Başkanı Moisis Konstantinidis, öğretim görevlisi Gergios Kaçanos, Araştırmacı Anna şeodoridu, Psikoloji uzmanı Dr. Panagiotis Papadopulos, Doç.Dr. Haralambos Papageorgiu katıldılar. Panelin açılış konuşmasını Federasyon Başkanı Nikolaos Uzunoğlu yaptı ve kısa bir şekilde Federasyon’un faliyetleri ve Eylül olaylarına değindi. Yapılan bu etkinlikte konuşmacılar sırasıyla istanbul’da 6-7 Eylül 1955 yılında yaşanan olaylara değindiler ve bu olayları yaşayan insanların üzerindeki baskı ve psikolojiye dikkat çektiler. Konuşmacılar, Türkiye’de o dönem iktidarda olan Demokrat Partiyi suçlayarak olayların yaşanmasına sadece seyirci kalındığına dikkat çektiler. Yaşanan olayların muhasebesini yapan konuşmacılar, Türkiye ile Yunanistan ilişkilerinin o dönemde çok iyi olduğunu ve bölgede kendi çıkarları bulunan İngiltere’nin bir oyunu olduğunu söylediler. Dolayısıyla da iki ülke ilişkilerinin bozulması için o tarihlerde, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ajanlarının Selanik’te Atatürk’ün evine bomba konulması için seferber olduklarını ve neticede Selanik Konsolosluğu’nda bir görevlinin patlayıcıları arabasıyla Türkiye’den getirerek bu eylemi gerçekleştirdiği ve bu iddia ile alakalı yazıların Türk yazarlar tarafından kitaplarda yazıldığı çizildiğine değindiler. Böylece iki ülke arasında bozulan ilişkiler neticesinde İstanbul Rumları’na bu saldırının planlı bir şekilde yapıldığını iddia ettiler. Toplantıda bu süreç böyle değerlendirilirken, bir konuşmacının gerçek Türklerin böyle bir olayı yapmayacaklarını ve bunları yapanların da Türk olacağına inanmadığını söyledi. Olayların başladığı tarihte 9 yaşında olduğunu söyleyen konuşmacı, saldırıyı düzenleyenlerin kendi mahallelerine geldiklerinde kapı numaraları ellerinde yazılı olduğu, hangi evin Rumlara ait, hangi evin Türklere ait olduğuna baktığı sırada bunu kendisinin pencereden gördüğünü söyleyen konuşmacı, „bizim kapıya gelindiğinde komşumuz Türk polisi belinden silahını çıkardı ve azgın saldırganların kaçmasını sağladı ve bizim kılımıza dokundurtmadı” dedi. Bir diğer konuşmacı da, „biz adalarda kalıyorduk, saldırı için kayıkla İzmit ve Türkiye’nin değişik yerlerinden geldiği söylenen grupları adalarda yaşayan Türk halkı ve görevliler sahile dahi yaklaştırmadılar” dedi. Doç. Fotini Flogaiti Pazarci: ”LOZAN ELİMİZDE GÜÇLÜ BİR SİLAH” Lozan Anlaşması’nın maddelerini hatırlatan ve uygulanması gerekliliğini savunan konuşmacı bayan Fotini Pazarci, „Lozan Anlaşması’nı unutmayalım, Devlet olarak değil de kişi olarak AİHM’e başvurulması gerekir, ancak kişisel başvurular sonuç vermeyebilir ve o zaman siyasi devlet başvuru yapması gerekir, bu bizim elimizde güçlü bir silah, bunu iyi ve süratle kullanmalıyız. Bizler para tazminatı istememeliyiz, elimizden alınanları geri istemeliyiz. Biz, Yetimler Yurdu’nun (Orfanotrofio) geri verilmesinden yanayız, daha birçok buna benzer vakıf mallarımızın geri verilmesini talep etmeliyiz. Kıbrıs’ta Loizidu davasını sonucunu hepimiz biliyoruz, buna benzeyen binlerce dava açıldı Kıbrıs Rumları tarafından. Son olarak, AİHM’e başvurularımız oldu bizim de, yine olumlu bir karar bekliyoruz. Mahkemenin Türkiye aleyhinde vermiş olduğu son kararlardan sonra birşeylerin yolu açıldı. 1987 yılında Türkiye ilk defa kişisel başvuruyu kabul etmişti” dedi. Dr. Dilek Güven: ”TÜRKİYE TÜRK AZINLIĞINI TÜRKİYE’DE VE YUNANİSTAN’DA KULLANIYOR, HEM DE YUNANİSTAN RUM AZINLIĞINI HEM TÜRKİYE’DE HEM DE BURADA YUNANİSTAN’DA KULLANIYOR.” Federasyon tarafından düzenlenen bu panele, Türkiye’den konuşmacı olarak katılan Dr. Dilek Güven, katılış sebebini ve olaylara bakış açısını Birlik Gazetesi’ne şöyle değerlendirdi: ”Federasyon beni Yunanistan’a davet etti çünkü 6-7 Eylül olaylarıyla benim bir doktora çalışmam var ve bu çalışma Türkiye’de de yayınlandı, Yunanistanda da. Güzel olanı her iki ülkede de olumlu eleştiri aldı. Hani genelde bir ülke beyenir derler ya, fakat mümkün olduğu kadar objektif olmaya çalıştım, herhalde onun da nedeni buydu. Bu günkü toplantı güzel geçti, şöyle çünkü bu gün sadece bu olayların Rumlara karşı yapılmadığı söylendi burada, bu genelde söylenmez. Bir de bunun dışında sadece o ğün yaşanan acılar değil bundan öte daha ne yapabiliriz, Türkiye’de olumlu şeyler oluyor, bunlara seviniyoruz gibi cümleler sarfedildi, bu da güzel. Sadece acı olayları anmakla kalmayıp onun daha ilerisine bakmak gerekir, bunu da Federasyonun yapması çok güzel birşey. Çünkü diğer senelerde daha başka gruplar bunu yapıyordu, Federasyon’un şimdi böyle bir karar alması çok olumlu ve güzel. Geçtiğimiz Pazartesi günü bir gazetede Büyükelçi Volkan Vural’ın bir reportajı yayınlandı. Büyükelçi, „bu acılar için bu insanlardan özür dilenmeli, bu insanlara vatandaşlıkları geri verilmesi lazım” dedi, gelirler gelmezler o onların bileceği bir şey. Fakat ülkeden kovuldukları için Türkiye Cumhuriyeti’nin onlara vatandaşlıklarını geri vermesi Türkiye’yi yüceltir. Mesela diyelim ki, Kıbrıs Rum Başkanı Hristofyas biliyorsunuz, Türklere yapılanlardan dolayı özür diledi. Bu Kıbrıs Rum halkını yüceltti, bu büyük bir şey. Fakat bu insanlar büyük bir ihtimalle gelmeyecektir, çünkü burada yaşıyorlar. Galiba acılarını dindirmek için, travmalarını bitirmek için ve travmayı ikinci nesile devam ettirmemek için çok önemli bir jest ve Türkiye’ye karşı Batı’da yapılan propagandaları bitirir böylece. Sizler de biliyorsunuz, bu konu malzeme olarak Türkiye’ye karşı sürekli kullanılıyor. Ermenistan’la sınırlar kapalı, şunu kabul etmiyorsunuz, bunu kabul etmiyorsunuz gibi söylentiler beklentiler var. Ancak her ülke iyi şeyler de yapar, hata da yapar. Bu kişisel ilişkilerde de böyledir. İlk önce kendi hatanızı söylerseniz, karşınızdakini daha iyi suçlayabilirsiniz. Stratejik olarak da önemlidir. Bu, Atina’da yapılan toplantının bir değişiği de Batı Trakya’da olur neden olmasın, eminim çünkü orada mağduriyetin altını çizmek ve aslında devlet tarafından da bu iki azınlığın kullanıldığını görmektir. Türkiye Türk azınlığını Türkiye’de ve Yunanistan’da kullanıyor, hem de Yunanistan Rum azınlığını hem Türkiye’de hem de burada Yunanistan’da kullanıyor. Bunu farkında olduğunu görebilmek ve böyle bir toplantıyı doğru kişilerle yapmak gerekir, çünkü iki Federasyon’da da belki aşırıya kaçan, bunların yapılmasını istemeyen insanlar eminim mevcuttur, bu her yerde vardır. Fakat iki tarafta da yaşanan bu iki olaya olumlu bakıp ortak bir şekilde yapmak olumlu olur. Fakat tabii ki, bakın benim bu konulara eğilmem benim kendim Almanya’da azınlık olarak yaşamamdan kaynaklanıyor. Bu bir azınlık psikolojisidir ve bir sürü azınlık bunu yaşar. Türkiye ve Yunanistan’a özgü bir şey değil bu sadece. Ben yaklaşık bundan 3 yıl önce Batı Trakya’ya geldim, oralı olan bir arkadaşımla gezdim. Ama tabii ki bir fırsat verilirse tekrar gelmek isterim.” Dedi. Nikolaos Uzunoğlu: ”TÜRK HÜKÜMETİNDEN İKİ İSTEĞİMİZ VAR. BİRİNCİSİ, VAR OLAN AZINLIĞA KARŞI DAVRANIŞ ŞEKLİNİN DEĞİŞMESİ LAZIM. İKİNCİSİ İSE BİZ DÖNMEK İSTİYORUZ AMA YARDIM İSTİYORUZ.” Atina’da yapılan bu paneli Federasyon Başkanı sayın Nikolaos Uzunoğlu’ndan Birlik Gazetesi için değerlendirmesini istedik ve Uzunoğlu bu paneli şöyle değerlendirdi: ”Bu panel İkumeniki Omospondia Konstantinupolition tarafından düzenlendi. Uluslararası bir toplantıydı, Türkiye’den ve Yunanistan’dan konuşmacılar vardı. Bu panelin temel hedefi Eylül-i olaylardı. Bu toplantıda, malesef yaşanan bu gerçekler, Türkiye’de var olan zorluklar noktasında demokrasinin tamamen yerleşmesi için, tüm vatandaşlarına eşit bir şekilde yansıması için, buna paralel olarak Uluslararası hukukun Eylül-i olaylarına yaklaşımı ve olaylar neticesinde Konstantinupolis (İstanbul) Rumları’nın mahruz kaldığı travma olayları ve terketmek mecburiyetinde kaldıkları durumların değerlendirmesini yaptık. Bu panellerin yapılması neticesinde, inanıyorum ki karşılıklı hoşgörünün olmasına yardımcı olacaktır. Bizler de sayın Erdoğan’ın söyledikleriyle hem fikiriz, yani Rumlar yeniden Konstantinupolis’e (İstanbul) dönmelidirler, bizler de bu beklenti içerisindeyiz ve sayın Erdoğan’a gönderdiğimiz bir mektubun cevabını bekliyoruz. Bu mektubun amacı sayın Erdoğan’a bu davetinden dolayı teşekkür anlamını taşımaktadır. Ancak bir diğer yandan da, Türk hükümetinden iki isteğimiz var. Birincisi, var olan azınlığa karşı davranış şeklinin değişmesi lazım. İkincisi, biz dönmek istiyoruz ama yardım istiyoruz, yeniden evlerimizi yapmak için, işyerlerimizi kurmak için ve hizmet etmek istiyoruz. Unutmayalım ki, Rumlar Osmanlı İmparatorluğu döneminde ve daha sonra Türkiye’nin modern gelişmiş döneminde de Rumlar çok hizmetler verdi. Çok daha fazlasını yeni Türkiye’nin oluşmasında da verdiler, sadece bir örnek vermek gerekirse, Kızılay’ın kurulmasında bulunan en çok doktorlar Rumlardır.” Dedi.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here