Ana sayfa Batı Trakya Haberler İLHAN AHMET: “TARIM TEŞVİKLERİNDEKİ ADALETSİZ DAĞITIM ÇİFTÇİLERE VERGİ YÜKÜ OLARAK DÖNDÜ”

İLHAN AHMET: “TARIM TEŞVİKLERİNDEKİ ADALETSİZ DAĞITIM ÇİFTÇİLERE VERGİ YÜKÜ OLARAK DÖNDÜ”

20
0

Rodop Milletvekili İlhan AHMET, meclis grubunda tarım ve hayvancılık sektöründe yaşanan yüksek vergilendirme ve adaletsiz teşvik dağılımı hakkında konuştu.

Tarım sektöründe çiftçi teşvik primlerinin dağıtımındaki adaletsizliğe dikkati çeken milletvekili, bugüne kadar uygulanan politikalar neticesinde şimdilerde çiftçilerin aşırı vergilendirilme ile karşı karşıya kaldıklarını belirtti.

İlhan AHMET, tarım ve hayvancılık sektörünün ciddi yapısal sorunlarına ve tarım ürünlerindeki verim düşüklüğüne dikkati çekerek, üretim faaliyetlerinin hareketlenmesi için yapılması gereken acil girişimler olarak; tarım arazilerinin büyütülmesi ve verimliliğini arttırıcı tarımsal üretim teknolojileri ve metodları uygulanması, bitkisel, hayvansal ve su ürünleri üretiminde makineleşme, yoğunlaştırılmış çiftçi eğitim programları, tarım ürünlerinin bölgesel olarak yeniden yapılandırılması gerekliliklerini sıraladı.

Son 15 yılda tarıma ayrılan 40 milyar Euro siyasi çekişmelere heba oldu”

Yunanistan’ın üyesi olduğu Avrupa Birliği’nden bu güne kadar aldığı destek fonlarının 200 milyar Eoru’ya ulaştığını kaydeden milletvekili, son 15 yılda sadece tarım sektörüne 40 milyar Eoru aktarıldığını belirterek, “siyasi çekişmelerden dolayı, bu kaynağın önemli bir kısmı ne yazık ki tarımsal üretimi iyileştirmek için kullanılmadı. Aksine tüketimde kullanıldı” diye konuştu.

İlhan AHMET, tarım teşvikleri konusunda bugüne kadar izlenen politikaların sadece büyük çiftçilerin kollanmasına yarar sağladığını söyledi.

Hükümetin ekonomi politikasını eleştiren milletvekili, tarım sektörünün canlandırılması konusunda iktidarın vaadlerinin “boş bir mektup” tan ibaret olduğu söyledi.

“Çiftçinin vergi yükünün  % 13’ten % 26’ya çıkarılması öngörülüyor”

Milletvekili, “yerel ve bölgesel üretimin teşvik edileceğine dair iktidarın ateşli sözlerine rağmen uygulamada,  hükümet tarafından tarım ve hayvancılık sektörünün desteklenmesi yönünde herhangi bir gerçekçi adım atılmamıştır. Aksine, imzalanan yeni mutabakat zaptı (mnimonio) ile tarım üreticilerinin ve hayvan besicilerinin omuzlarına daha fazla yük bindirilmiştir.

Buna göre çiftçiler için bugün % 13 olan vergi oranının ilk aşamada % 20’ ye yükseltilmesi, 2017 yılı gelirleri için ise % 26 olması öngörülmektedir. Ayrıca, ENFİA, miras ve mülkiyet transferleri gibi bir dizi vergi muafiyetlerinin ortadan kaldırılması yahut kısıtlanmasına katkı sağlayıcı düzenlemelere gidilmesi planlanmaktdır” diye konuştu.

“Hükümet, yerel ve bölgesel üretimdeki azalmaya seyirci kalıyor”

Hükümetin, giderek azalan yerli üretimin durumuna da seyirci kaldığını söyleyen milletvekili, “ Örneğin inek sütünde, bugüne kadar ülke kotası aşıldığı için ceza ödeniyorken,  her yıl 30 – 50 bin ton arasında azalan süt üretimi nedeniyle şimdi kota dahi doldurulamamaktadır. Öte yandan ette ise tüketilen miktarın % 80’inin ithal et olduğu tahmin edilmektedir. Sebzeler için de durum farklı değildir, ülke Arjantin’den limon, Belçika’dan domates ithal eder duruma gelmiştir” dedi.

Tütün üreticilerinin durumuna da değinen İlhan AHMET, Yunanistan’da bölgesel ürün olarak tescilli 101 üründen biri olan Anadolu tipi Basma tütünün önemini dile getirerek, üreticilerin gelirine katkı sağlamak amacıyla Ortak Tarım Politikası’nın II. ayağında Yunanistan’ a düşen 2,2 milyar Euro’dan tütüne kilo başına 3 Euro’luk destek sağlanması yönündeki talebini de yineledi.

“Geleneksel ve tescilli bir ihracat ürünü olarak tütün her daim desteklenmeli”

Konuyla ilgili yatırdığı soru önergesini hatırlatan milletvekili, “Tarımsal Kalkınma ve Gıda Bakanı Yardımcısının cevabında, 2015 – 2020 Ortak Tarım Politikası’nda, artık tütüne bağlantılı destek verilmeyeceğini açıkladı. Ancak unutulmasın ki Rodop İli’nde yaklaşık 6800 ailenin tek geçim kaynağı olan bu geleneksel ürünün desteklenmemesi halinde, sadece tescilli bir ürünün yok olmakla kalmayacak, en önemlisi toplumsal yapıda belli bir grubun ekonomik çöküşüne yol açılacaktır” diye konuştu.

Avrupa Parlamentosu’nun muhalefetine rağmen tütünün desteklenecek ürünler listesinden keyfi bir şekilde çıkarılmasının kaygı verici olduğunu belirten milletvekili, “özellikle Trakya’da yetiştirilen ve önemli bir ihracat malı olan Basma tütünün ve üreticilerinin gelecekte başka tarım politikalarının da dışında bırakılmasından korkulmaktadır”  dedi.

“Tütün üreticilerini maceraya atan siyasi irade şimdi tütünün devamlılığı için mücadele etmelidir”

Tarım Bakan Yardımcısı Bolaris’in cevabında dile getirdiği, “tütün üreticilerinin daha iyi fiyatlar el edebilmeleri için şirketlerle daha iyi anlaşmalar yapmaları” yönündeki önerisine de değinen İlhan AHMET, “Sayın bakan hangi şirketlerden bahsediyor, anlaşmaları yok sayan ve ödemelerini aylarca sürüncemede bırakıp, üreticinin hayatını iyice zorlaştıran şirketlerden mi?” diye sordu.

Bakanın cevabında, tütün üreticilerini destek primlerinin üretime verilmemesi seçeneğini tercih ettikleri için sorumlu tutmasına da yanıt veren milletvekili, “  Tütün üreticilerine ‘Tarlalalarınızı bırakın, nasıl olsa üretmediğiniz ürün için prim alacaksınız’ diyen kimdi, diye düşünüyorum. O yıllarda tütün üreticilerini büyük risklere atan, siyasi sistem değil miydi?” şeklinde konuştu.

Tütün üreticilerinin durumuyla ilgili gelinen noktada ilgili herkesi sorumluluklarını üstlenmeye davet eden İlhan AHMET, “Trakya’ nın yerel ekonomisinin, geleneğinin ve kültürünün ayrılmaz bir parçası olan Basma tütün üretiminin devamlılığı için, hem Avrupa’da hem de uluslararası arenada mücadele edilmesi” çağrısında bulundu.

MİLLETVEKİLİ İLHAN AHMET’ İN MECLİS GRUBUNDAKİ KONUŞMASI

 

Hesapsızca verilen sübvansiyonlardan, çiftçilerin aşırı derecede vergilendirilmesine

 

Bayanlar ve baylar,

 

Yunanistan’ da birincil üretim sektörü –bitkisel üretim- bugüne kadar pek çok yapısal sorununu çözmüş değil.

 

Hayvansal üretim, toplam tarımsal üretimin küçük bir bölümünü oluşturuyor.

 

Narenciye, sebze, pamuk, meyveler gibi dinamik tarım ürünleri ekili alanın küçük bir yüzdesini kapsamaktadırlar.

 

Tarımda verim, dönümde çalışan kişi başına hâlâ çok düşük seviyelerde seyretmektedir.

 

Bunun da sebebi, tarımsal kaynakların yetersizliği, tarım sektörünün organizasyon yapısının yetersiz oluşu ve kullanılan araçların ve üretimin yeterince modernleştirilmiş olmamasıdır.

 

Ortalama çiftlik alanı, tüm Batı avrupa ülkelerine kıyasla en küçüğüdür, ovalık alanlar tarım arazilerinin %55’ ini kapsamaktadır.

 

Çiftlik alanı çok sayıda parsellere bölünmüştür.

 

Hayvansal sermayenin nitelikli birleşimi, beslenme ve bakım şartları yetersizdir.

 

Tüm kurumsal ve organizasyonel çerçeve, tarımsal hizmetler, kurumlar, tarımsal eğitim, araştırma, tarım hizmetleri ticareti, zaten yetersizdi ama krizin “işgal” i ile ve sonrasında, daha da çaresiz hale geldi!

Üretim faaliyetlerinin hareketlenmesi için, güçlü girişimler gerekmektedir:

1-) Çiftliklerin büyüklüğünün, yapısının ve verimliliğinin iyileştirilmesi

2-) Bitki üretiminin, hayvancılığın ve deniz ürünlerinin makineleşmesi

3-) Geniş kapsamlı teknolojik gelişmelerin kabul edilmesi

4-) Yoğunlaştırılmış eğitim programlarının uygulanması

5-) Birincil üretim sektörü faaliyetlerinin bölgesel olarak yeniden yapılanması

6-) Seçilmiş bölgelerde programların uygulanması

7-) Piyasada nakit hareketliliği, bankalarda polipol ve tekliflerde rekabet olması.

 

Birincil üretim sektörünü ilgilendiren devlet hizmetleri, uygulamada işlevsiz kalıyor, çalışmıyor.

 

Üretim alanları, tüm faaliyetlerde, yeni bilgiye, hali hazırda olan nitelikli işgücüne, yeni servet üretiminin maaaliyetlerini finanse edecek kurumlara kolayca erişebilmeye ve nakit paraya ihtiyaç duymaktadır.

 

Birincil üretimdeki faaliyet alanlarının, Yunan topraklarının verileri hakkında bilgi sahibi vasıflı bilim adamları ile donatılmış araştırma merkezlerine ihtiyaçları vardır.

 

Bütün bunların aksine, önceki yıllarda, tarımsal üretime verilen sübvansiyon mantığı üzerine inşa edilmiş bir siyasi patronaj devleti alemi yaşıyorduk ve bu da sonuç itibariyle, özellikle, büyük çiftçilerin işine yaradı. Diğer taraftan ise, hem üretimin sağlıklı ve rasyonel bir şekilde yeniden yapılanmasına hem de topluluk kurumlarında Yunanistan’ ın güvenirliliğine ezici darbeler getirdi.

 

Meşhur Hatzigakis paketi olarak bilinen ve ELGA (Devlet Tarım Tazminatları Kurumu) aracılığıyla 2009 yılında verilen,  yasalara aykırı tazminatlar şöleninin başrol oyuncuları  yine büyük çiftçilerdi.

 

Şimdi ise, bu büyük üreticilerin, diğer bütün üreticilerle birlikte, aldıkları paraları faizli olarak iade etmek üzere çağırılmaları bekleniyor.

 

Tabi bu da, o dönem hükümetinin traktör protestolarını  yatıştırmak için,  2009 yılının başlarında 724,000 çiftçiye kanunsuzca verdiği  424 milyonluk tazminatlar dizisinin bir bölümünü daha oluşturmaktadır.    

 

‘Kanunsuzca’ diyoruz çünkü,  Avrupa Komisyonu, üye ülkere, üretimin uğradığı zarar,  %30’ un üzerindeyse tazminat hakkı veriyordu.  O zaman Yunanistan’ daki zararlar ise %10-%20’ yi geçmiyordu. Kayıtların zamanlaması (timing) pek tesadüf değil.

 

Sizlere, Yunanistan’ ın bugüne kadar Avrupa’ dan aldığı paralarla ilgili küçük ama yeterli bir tablo sunmak istiyorum:

Entegre Akdeniz Programları 1985 – 1989 € 2.576.000.000 (daha sonra ECU). İlk Delor Paketi 1989-1993, 7.193.000.000 €. II. Topluluk Destek Çerçevesi  (Β΄ ΚΠΣ ) 1994-1999, 13.980.000.000€,  Γ΄ ΚΠΣ  2000-2006, 22.707.000.000 € ve ESPA 2007-2014, 24.300.000.000 €. Tarımsal sübvansiyonlar, bu fonlara dahil değildir.

 

Tarım sübvansiyonları ve diğer sübvansiyonlar birlikte hesaplandığında, Yunanistan’a bu 35 yıl içinde gelen paranın, toplam 200 milyar Avro’ ya ulaştığı tahmin ediliyor.  Sadece son 15 yılda tarım sektörüne 40 milyar Avro gelmiştir!

 

Hatta, herkes,  Yunanistan’     ın  ve özellikle de çevresinin büyük bir bölümünün, bu AB fonları sayesinde değiştiğini kabul ediyor. Ayrıca herkesin hemfikir olduğu başka bir konu da,  karalama bir tasarımdan ve siyasi mülahazalardan kaynaklanan sebeplerden dolayı,  bu fonların önemli bir kısmı üretim modelini değiştirmek için kullanılmadı, aksine tüketimde kullanıldı.

 

Bayanlar ve Baylar,

 

Yunan ekonomisinin yeniden üretken bir şekilde yapılanması için çok önemli bir parçayı oluşturan birincil sektörün desteklenmesi ile ilgili

Devletin vaatlerinin ‘Boş bir Mektup’ olduğu kanıtlanmaktadır.

 

Yerli üretimin teşviki için duyurulara ve eski siyasetrçilerin ‘ateşli sözlerine’ rağmen, hükümetler uygulamada, tarım ve hayvancılık dünyasını desteklemek için hiçbir gerçek adım atmamıştır. Aksine, yeni Mutabakat Zaptı’ nın (yeni Mnimonio’ nun) imzalanmasından sonra tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, resmen,  daha da fazla ağırlık kaldırmaya davet ediliyorlar.

 

Diğer konuların yanısıra, çiftçiler için vergi oranının bugünkü  % 13’ ten %20’ ye artması, hatta 2017 yılı gelirleri için de %26’ ya  çıkması öngörülüyor. Ayrıca, ENFİA, miras ve mülkiyet transferleri gibi,  bir dizi vergi muafiyetlerinin ortadan kaldırılması yada kısıtlanmasına katkıda bulunuluyor.

 

Aynı zamanda, yerli üretim giderek azalmaktadır, devlet ise hiçbirşey yapmadan seyirci kalmaktadır.

 

Örneğin, inek sütünde, bugüne kadar sadece kotayı  kapsamak değil , aynı zamanda  ek miktar için ceza da ödüyorduk. Bugün ise, hem kotayı karşılayamıyoruz hem de her yıl üretimimiz 30.000-50.000 ton azalmaktadır.

 

Benzer bir durum, büyük bir ölçüde eksik olan ve ülkenin ihtiyaçlarını karşılmakta sıkıntı çeken yerli et üretiminde de var. Hatta belirtmek isterim ki, sığır etinde tüketilen miktarların %80’ inin ithal olduğu tahmin edilmektedir.

 

Market raflarının Fransa ve Hollada gibi Avrupa ülkelerinden ithal edilen etlerle dolu olması, aslında bizi şaşırtmamalı, çünkü kendi ihtiyaçlarımızı karşılayacak kadar bile üretemiyoruz. Hatta, durumun biraz daha iyi olduğu sebze üretiminde bile yetersiz kalmaktayız, bunun da en tipik örneği Arjantin’ den ithal limonlar ve Belçika’ dan ithal domateslerdir.

Birincil sektörü canlandırmanın ‘Anahtarı’ aslında, Ortak Tarım Politikası’nın öngördüğü fonların,ülkenin siyasi güçlerinin çoğunluğu tarafından desteklenecek ulusal bir politika temelinde değerlendirilmesidir.

 

Bu bağlamda, hem tarım arazilerinin genişletilmesini hem de gençlerin tarlalara dönüşünü sağlayacak ek teşvikler gerekmektedir.

 

Böyle bir çaba 2011 yılında başlatıldı, ve kent sakinlerine kırsal bölgelere dönmeleri için, konut inşa edebilecekleri ve tarım ürünleri yetiştirebilecekleri ücretsiz araziler, topraksız çiftçilere ve hayvan besicilerine de yine bedava araziler sunuldu, fakat maalesef bu çaba pek karşılık görmedi.

 

Piraeus Bankası’ nın yapmış olduğu son bir araştırmaya göre, çiftçi gelirinin 2024 yılına kadar %9’ a kadar artabileceği tahmin ediliyor. Bu da ancak bir şartla olur, yani, çiftçiler yüksek kaliteli ve katma değerli ürünlerin üretimi ve dağıtımı üzerine yoğunlaşırlarsa geçekleşebilir. 

 

Çiftçi gelirinin değişebilmesi için, önemli bir parametre tabi ki, üretim maliyetinin düzenlenmesidir. Yunan üreticileri için, kalite ve tek olma durumları ön planda olan ürünler (ΠΟΠ ürünleri) ‘Güçlü Kart’ oluşturmaktadır. Bugün, Yunanistan’ da coğrafi köken göstergeli, ΠΟΠ belgeli (Menşe Ürün Tanımlı) 101 ürün bulunmaktadır, ΠΟΠ ve  ΠΓΕ (Korumalı Coğrafi Endikasyon) ürünlerinin toplam sayısının %8,4’ dünü toplayan Yunanistan AB’ de 5’ inci sırada yer almaktadır.

 

Nihayetinde, Trakya kökenli biri olarak ve tütün üretimine, özellikle de ünlü Anadolu tipi Basma tütününe ilgi duyan biri olarak, ‘tütün üreticilerinin gelirine, yeni Ortak Tarım Politikası’ nın II. Ayağından destek’ konulu, Meclis’e yatırmış olduğum soru önergesi ile ilgili gelişmeye değinmek istiyorum.  

 

Özellikle, Tarımsal Kalkınma ve Gıda Bakanı Yardımcısının cevabında bildirdiği üzere, ‘yeni 2015 – 2020 Ortak Tarım Politikası ile, tütüne artık bağlantılı destek verilmeyecek, tütün bağlantılı destek alacak ürünlerin belirtildiği 38. md.ye dahil edilmedi.

 

Şunu belirtmekte fayda var, sadece Rodop ilinde yaklaşık 6.800 aile geçimini sadece ve sadece tütünden sağlıyor, çünkü tütün bölgedeki tek üretim. Ayrıca, belirtmeliyiz ki, bugüne kadar, hiçbir siyasi liderlik,bu bölgedeki çiftçi gelirine katkı sağlayacak alternatif bir üretim için herhangi bir düzenleme yapmamıştır.

 

Çoğunlukla, verimsiz ve kurak topraklarda yetiştirilen bu tütüne sübvansiyon sağlanmazsa, sadece bir üretim yok olmayacak, aynı zamanda bu olay, toplumsal dengeye ve bölge refahına da bazı sonuçlar getirecek ve toplumsal bir grubun yok olmasına sebep olacaktır.

2015 – 2020 yeni program döneminde geçerli olacak olan, Yeni Ortak

 

Tarım Politikası için yapılan son görüşmede, 2008 yılından sonra, ilk defa toplam AB fonlarının % 5 ile %15’ i arasında bir destek verilecek, ve bu destek, yetiştirildikleri bölgede, sosyo-ekonomik açıdan büyük önem arzeden  ürünlerin terk edilmemesi ve varolmaya devam etmesi için verilmektedir.

 

Ne yazık ki, doğrudan ödemelerle ilgili 38. md. de bulunan desteklenecek ürünler listesinden, tütün, herhangi bir gerekçe olmadan ve Avrupa Parlamentosu muhalefetine rağmen  çıkartılmıştır.

Tütünün, AB Antlaşması ile korunan bir ürün olduğu göz önüne alındığında (Ek 1), ve bir tarım politikası uygulamasından keyfi olarak dışlanması meşru kaygılara sebep olmaktadır, çünkü gelecekte, ürünün ve üreticilerinin, başka politikaların da dışında bırakalacağından korkulmaktadır.

 

Ayrıca, tütün, özellikle de Trakya’ da yetiştirilen Basma, Yunan ekonomisine katkıda bulunan  bir ihracat ürünüdür. Hatta, Basma, dünya çapındaki büyük şirketler tarafından sigara harmanlarında kullanılmaktadır, son zamanlarda PHILIP MORRIS ile yapılan ticari anlaşmada olduğu gibi.

 

Rodop – Evros Tütün Üreticileri Kooperatifi’ nin önerisi, Ortak Tarım Politikası’ nın II. Ayağından Yunanistan’ a düşen 2,2 milyar avro tutardan tütüne kilo başına 3 Avro bir destek verilmesidir. Böylece, Trakya’ daki çiftçiler için bu ürün, uygulanabilir ve kârlı bir seçenek  oluşturacaktır, çünkü tütün ve tütün üretimi zaten onların yaşam şekli ve toplumlarının, kültürlerinin bir parçasıdır.

 

Ayrıca, Bolaris, çiftçilere, daha iyi fiyatlar elde etmek için, üretim işletmeleriyle daha iyi anlaşmalar yapmalarını vurguluyor.

 

Ve ben, bakanın hangi anlaşmalardan ve hangi şirketlerden söz ettiğini anlamaya çalışıyorum? Köylerde tütünlerinin kilosunun 3 – 4 Avro’ ya veren tütün üreticilerinden mi, tütünü satılamayacak diye korkanlardan mı? Anlaşmaları yok sayan ve üretici ödemelerini aylarca süründeren, ve üreticinin hayatını daha da zor yapan imalat işletmelerinden mi?

 

Sayın Bolaris, cevabında daha pek çok şeyden söz ediyor. Mesela, ‘tarlaları terk etme sebebi olan, destek yardımın üretime verilmemesi’nden.

 

Ve ben tekrar düşünüyorum, bakan acaba hangi görüşmelerden  ve hangi şirketlerden söz ediyor? Ürünleri depolarda kalmasın diye kilosunu 3-4 avrodan satan üreticilerden mi? Tütün üreticilerine ‘Tarlalalarınızı bırakın, nasıl olsa üretmediğiniz ürün için prim alacaksınız’ diyen kimdi, diye düşünüyorum.

 

Tütün üreticilerini büyük risklere atan ve önceki yıllarda maruz bırakan, siyasi sistem değil miydi?

 

Herkes için sorumluluklarını üstlenme zamanı geldi. Herşeyden önce de, Trakya’ nın yerel ekonomisinin, geleneğinin ve kültürünün ayrılmaz bir parçası olan Basma üretiminin devam etmesi için, hem Avrupa’da hem de uluslararası forumlarda mücadele edilsin.

 

Beni dinlediğiniz için sizlere teşekkür ediyorum.     

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here