Ana Sayfa Batı Trakya Haber “Biz De Batı Trakya’da Aynen İstanbul Rumları’nın Söylediğini Söylüyoruz”

“Biz De Batı Trakya’da Aynen İstanbul Rumları’nın Söylediğini Söylüyoruz”

3
0

“Her zaman buradaydık, bazen daha fazla, bazen daha az, ama her zaman buradaydık. Atalarımızın doğduğu, yaşadığı ve öldüğü yer burasıdır. Biz bu ülkenin vatandaşlarıyız ve burada doğduk, burada ölmek istiyoruz.”

Muhataplar, sonuna kadar okuyunuz……

Benim bir yazı stilim var. Bunu her okuyan anlar ve çabuk çözer. Çok basit yazarım. Edebiyata fazla önem vermem yazılarımda. Kıssadan hisse çıkar ama yazdığım yazılardan az da olsa. Tabii ki böyle yazmamın da sebepleri var. Saymaya kalkarsam, Batı Trakya tarihini Osmanlı ve Balkanlar’da 13. Yüzyıldan ele almak haksızlık olur. Kaldı ki gelecek nesillere yanlış tarih bilgisi aktarmış olurum. Onun için M.Ö.2000 yıllarından başlamam lazım azıcık da olsa.

Ama çok uzun olmasın diye mümkün olduğunca kısa tutmaya özen gösteriyorum ki, çevirisini Yunanca’ya yapanlar yorulmasın. Çünkü sahifeler ve satırlar yorar bunları. Bilirim ben.

Bir göz atsınlar bakalım, Batı Trakya’da biz Türkler ne zamandan beri varız. Müslümanlığı karıştırmayın, o insanoğlunun dini inancının bir ana temelidir. Türklük ise bir üst kimliktir. Tolpumlar ne üst kimliksiz ne de inançsız yaşayamaz, varlıklarını sürdüremezler. Bu ikisi birbirini tamamlar. “Müslüman Türkler”, “Müslüman Yunanlılar”, “Ortodoks Yunanlılar”, “Yunanlı Müslümanlar” ki, burada bir parantez açmam gerek. Yunanistan resmi devleti ve tüm Yunanlılar, bu son yazdığım “Yunanlı Müslümanlar” kimliğini yeni yeni icad etti ve taviz vermeden her yöne empoze etmeye çalışıyorlar. Ama nafile, cevap tek! eee, “Kırk yıllık kâni, bir iki su dökmeyle, olur mu yani!?” Uğraşmayın!

Batı Trakya, M.Ö.2000 yıllarından beri üzerinde yaşanılan bir bölgedir. Bölgenin en eski halkı, Hint-Avrupa kökenli bir halk olan Trak’lardır. M.Ö. VII. yüzyıldan itibaren bu bölge sırasıyla Pers, Yunan ve Makedonya uygarlıklarının egemenliğinde yaşamış, bundan sonra M.Ö. 335 yılına kadar Trakya Krallığı hüküm sürmüştür. Daha sonra Batı Trakya, Roma ve Bizans imparatorluklarının egemenliği altında yaşamıştır. Osmanlı Devleti bölgeyi 1354 yılında fethetmiş ve burada 559 yıl hüküm sürmüştür. Ancak bölgede Türk varlığının, Balkanlara M.Ö. II. yüzyılda ulaşan İskit Türklerinin ve Orta Asya’dan batıya göç eden kavimlerin gelişiyle başladığı bilinmektedir.

Hun Türkleri M.S. IV. yüzyılda, Avar Türkleri V. yüzyılda, Peçenekler IX. yüzyılda ve Kuman Türkleri XI. yüzyılda buraya yerleşmişlerdir. Batı Trakya’daki bu Türk kavimleri Osmanlıların Balkanları fethi sırasında faydalı olmuşlardır. Hatta Balkanlarda konuşulan Slav dilinde “yardımcı” anlamına gelen “Pomaga” veya “Pomagadiç” kelimelerinden gelişen ve günümüzde Yunanistan’ın devlet politikası icabı tanıdığı ve ısrarla uyguladığı Pomak ismi, Balkanların fethi sırasında Osmanlı Türkleri tarafından Kuman Türklerine verilen isimdir. Bunu böyle bilsinler.

Gelelim şimdi bu yazıyı neden kaleme aldım konusuna.

Konu basit, bir İspanyol gazeteci İstanbul Rumlarını konu alan bir yazı yazmış. Bu yazıyı hem İspanyol “elPeriódico” gazetesinin İstanbul’daki muhabi Adrià Rocha Cutille’ye, hem de İskeçeli Yunanlı Hristiyan ünlü Avukat Stelios Yalaoğlu belki okur diye yazmaya karar verdim.

Neden mi? ikisi de Batı Trakya’daki Türk Azınlığın tarihini, gelmişini ve geçmişini okusunlar, belki doğru bilgi sahibi olmalarına yardımcı olur. Kim bilir, yapılan yanlışlar kalemlerle düzeltilebilme imkanına sahip, ama önce beyinlerde yer edinmiş yanlış algıların ve bilgilerin düzeltilmesi gerek. Ama her ne olursa olsun, er de olsa, geç te olsa düzeltilir.

Araştır o zaman İspanyol gazeteci meslektaşım Adrià Rocha Cutille.

İspanyol gazeteci meslektaşım Adrià Rocha Cutille’ye gelince evet, biz Batı Trakya Türkleri de aynen İstanbul Rumlarının söylediğini söylüyoruz. “Her zaman buradaydık, bazen daha fazla, bazen daha az, ama her zaman buradaydık. Atalarımızın doğduğu, yaşadığı ve öldüğü yer burasıdır. Biz bu ülkenin vatandaşlarıyız ve burada doğduk, burada ölmek istiyoruz.”

Bunu sen bilmezsin, anlatmazlar sana. Bazen daha fazla diyorum, çünkü Yunanistan Anayasası’ndaki o meşhur “ırkçı” 19’uncu madde bizleri bizden alıp kopardı. O çok övdükleri, Avrupa’nın Sınırları, medeniyet buradan başlar dedikleri Kipi Sınır Kapısı’nda aile bütünlüğünü, insan hakları ve Avrupa medeniyet haklarını ayaklar altına alarak bizi parçaladılar. Anne ve çocuğa Yunanistan’a giriş izni verdiler, aileyi yönetecek, çalışıp çabalayacak, aile ve toplum nüfusunun çoğalmasına etki edecek, gözetecek babayı ise Kipi Sınır Kapısı’ndaki o demir bariyerden içeriye almadılar.

Bunları bilirmisin sen? okudun mu?

Batı Trakya’da asırlar boyu bir bütün olarak yaşayan Türk Azınlık insanı, yasaklı bariyerlerin yaşam yollarındaki damarları kesmenin nasıl bir insanlık dışı uygulama olduğunu, insan haklarını hiçe sayan Yunan devleti tarafından kontrol edilen açık hava hapishanesinin demir bariyerlerine yabancı değil. Daha henüz dün İskeçe’nin kuzeyindeki dağlık bölgedeki kontrol noktası ve demir bariyer, diğer yandan da Rodop ilinin kuzeyindeki kontrollü yaşam bölgesinin izleri halen mevcut. İnsanlara çektirdiği acılar şu an Batı Trakya’da yeni genç nesil tarafından anlaşılamazsa ve gözle görülmese de, gönüllerden bir türlü atılamıyor. 1923 yılında Lozan Anlaşması’nın imzalandığı tarihte Yunanistan’a yaklaşık 120.000 Türk nüfus Batı Trakya’da emanet edilmişti. Bugün yıl 2020 ve Batı Trakya’daki Türk nüfus sayısı 90.000 olduğu tahmin ediliyor.

Peki nasıl oluyor da burada yaşayan Türk nüfus hiç artmıyor, aksine azalıyor. Son yüzyılda yaşanan bu durum ve dram, üzerinde araştırma yapılması gereken ciddi bir olay. Türkiye sınırları içindeki nüfus sayımıza gelince yaklaşık 700.000, peki neden Batı Trakya’da değil de Türkiye’de artış var? Araştır o zaman İspanyol gazeteci meslektaşım Adrià Rocha Cutille, bunu da yazarsın belki.

Gelelim Batı Trakya’daki “cesur” kalemlere.

Bizi, Batı Trakya’da uyguladıkları politikalarıyla dışlamak isteyen zihniyet, kovmak isteyen çevreler önce aynaya bir baksınlar, kendilerinin Batı Trakya’ya ne zaman ve nereden gelip yerleştiklerini bir araştırsınlar.

Geçtiğimiz günlerde İskeçeli meşhur Yunan Avukat Stelios Yalaoglu, icra ettiği yoğun Avukatlık mesleğinin haricinde, yazı yazmayı sevdiğini yıllardan beri kaleme aldığı özellikle Batı Trakya Türk Azınlığı’nı ilgilendiren yazılarıyla tanınmaktadır. Yazı yazmayı sevdiği, kaleme aldığı uzun uzun makalelerinden belli oluyor. Ha şimdi makalelerin içini nasıl, ve ne ile, doğrusuyla, yanlışıyla, yalanıyla dolduruyor mu? o da tartışılması ve açılması gereken ayrı bir pencere. Ama o da fikir beyan etmeye çalışıyor. Saygı duymak lazım bu hareketine, yazdıklarına katılmasam da.

Geçtiğimiz günlerde yine bir yazı kaleme almış sayın Yalaoğlu. Bu yazısında iki temel nokta üzerinde çok kısa duracağım, çünkü uzun uzun yazdıkları her zaman bildiğimiz tarzdan. Fazla durmaya da gerek duymuyorum.

Yalaoğlu diyor ki; “Bize acaba cevap verebilirler mi: Müftü seçme prosedürü hangi kutsal metinde kayıtlıdır? Hangi İslam ülkesinde el kaldırarak Müftü seçme prosedürü uygulanmaktadır? Türkiye, içinde Baş Müftü (Diyanet İşleri Başkanı) bile atanmış memur iken, Türkiye neden Yunanistan’da seçilmiş bir Müftü istiyor?

Cevap çok basit.

  • 1 Biz bir İslam ülkesi değiliz. Kaldı ki biz bir ülke değiliz, biz Batı Trakya’da kendimize has dini ve milli değerlerimizle yaşayan bir toplumuz.
  • 2 Dini içerikli kutsal kitaplarda ve ayetlerinde, sizin sorunuza göre, kutsal metinlerde, bir dine mensup toplumun, inananların idare ediliş şekli ve uygulamalar kutsal kitaplarda asla belirtilmez. Bu kitaplar dini inanç içerikli yol gösterici kitaplardır. İncil’de de, Tevrat’ta da ve son kutsal kitabımız olan Kur’an-ı Kerim’de de belirtilmez.
  • 3 Biz, ikili anlaşmalar ve Lozan Anlaşması da dahil olmak üzere, tüm dini ve kültürel değerlerimizle Yunanistan’a emanet edildik. Yukarıda sorduğunuz soruya cevap bulmak istiyorsunuz anladığım kadarıyla, o zaman size “1913 Atina Anlaşması’nın şu paragrafını okumanınızı, ama iyice anlayana kadar defalarca okumanızı tavsiye ediyorum, okursanız eğer ben sevineceğim çünkü nihayette aradığınız cevabı bulacaksınız. Bu da sevindirici ve aynı zamanda eğitici bir durum. Hele siz bir hukukçu olarak bizden daha iyi, daha çabuk ve daha net bir şekilde anlama yeteneğine sahipsiniz, zorlanmayacaksınız.

Ozaman bir bakalım 1913 Atina Anlaşması ne diyor, ne nerede nasıl uygulanacak:

Η Συνθήκη των Αθηνών (1913)

Ένα κλασικό ζήτημα διεθνούς δικαίου και η θρησκευτική ελευθερία των Mουσουλμάνων στην Ελλάδα.

Το νομικό καθεστώς των κατά τόπους Μουφτειών ορίστηκε από τη Eλληνοτουρκική Συνθήκη Ειρήνης του 1913 και στη συνέχεια με τον Νόμο 2345 του 1920 (ΦΕΚ Α 148). Λίγο μεταγενέστερα συνάφθηκε η Συνθήκη των Σεβρών, η οποία έθεσε το γενικό νομικό πλαίσιο προστασίας των Mειονοτήτων στην Ελλάδα στο ευρύτερο καθεστώς που προσδιορίστηκε από τις διεθνείς εξελίξεις που έλαβαν χώρα μετά τον Α΄ Παγκόσμιο Πόλεμο υπό την εγγύηση της Κοινωνίας των Εθνών.

Σύμφωνα με τον Νόμο 2345, σε εφαρμογή της Συνθήκης των Αθηνών, οι Μουφτήδες πρέπει να εκλέγονται άμεσα από τις Mουσουλμανικές κοινότητες.  

Yazınızın bir diğer bölümünde ise şöyle diyorsunuz; “Boş pozisyonlara veya kara para aklamaya yer olmayan modern bir Avrupa devletiyiz ve bunu pratikte kanıtlamalıyız. Adalet ve diğer kamu kurumları, her yönde yasallığı uygulamayı empoze etme araçlarına sahiptir.”

Evet, ülkemiz Yunanistan her fırsatta, aynen sizin gibi modern bir Avrupa devleti olduğunu söylüyor. Siz de biliyorsunuz, söylemek başka pratikte uygulamak başkadır. Mesela örnek verecek olursam, hemen İskeçe Türk Birliği’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararını yeniden okumanız yeterli olacaktır. Peki, modern Avrupa devleti Yunanistan, hukukun üstünlüğünü neden kabul etmiyor ve bu kararı uygulamıyor? Size gelince, siz de hukukçu biri olarak neden yazılarınızda bu konuya hiç değinmiyorsunuz? merak ediyorum doğrusu.

Kara para olayına gelince ise, cevap çok basit. Büyük ve hukuk devletleri kulaktan duyma, sokak ağzıyla konuşanlarla, varsayım ve şüphe üzerine hareket etmezler. Belge! Kanıt!

Bakınız, “1913 Atina Anlaşması” bir belgedir. İnkar edilenlere yönelik bir kanıttır!

Son olarak, Batı Trakya’daki camilerde Mütevelli heyetleri, Türk okullarında Encümen heyetleri en yetkili kişilerdir. Gelir, gider, maddi kaynak yaratmak ve onu yasal olarak kullanmak yine bu heyetlerin hakkıdır, emrindedir. Anlaşmalar bunu da yerli yerinde nasıl uygulanacağını yazmaktadır.  İmamı kim işe alır, öğretmeni kim işe alır hepsi tamı tamına yıllarca tıkır tıkır çalıştı ve halen bir saatin yelkovanları gibi çalışıyor. Ama bazı çevreler ve başta Yunan devleti, bu saatin dişlilerinin içine çomak sokmak istiyor. İşte Batı Trakya’da  işleyiş esas burada bozuluyor.

Salın kendinizi! Bırakın Azınlıkla uğraşmayı. Bu Azınlık size bir sorun yarattı mı? ki her sabah uyanınca Azınlık, akşam yatağa gidinceye kadar yine Azınlık, inanın acıyorum bu duruma…. Enerjimizi boşa harcıyoruz hepimiz….Oysa bu ülkenin hepimize ihtiyacı var!!! Hele hele insanlığın belası olan bu Koronavirüs pandemi döneminde daha da fazla….

Keşke bir imkan verseniz, ki bugüne kadar hiç verilmedi, Yunan devlet televizyonu ERT’de bir açık oturumda bunları medeni bir şekilde tartışabilsek. Demokrasi ve insan hakların Yunanistan’da iyice oturmasına daha biraz zaman var… Bizden olmayanı, ötekileştirileni kabullenmeye zaman gerek daha anlaşılan…..O da olacak inşAllah.

Patrik Bartolomeos ve Rum Vakıfları’nın başkanlarının TRT’ye çıkıp serbestçe konuşmalarını kıskanıyorum doğrusu….

Şimdilik yeter…..Keşke doğru düzgün ve mertçe cevap verebilseniz….

Hoşçakalın

İlhan Tahsin Ahmet

Gazeteci  

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz