Ana sayfa Batı Trakya Haberler BATI TRAKYA TÜRK AZINLIĞI’NIN SORUNLARI AGİT TOPLANTISINDA DİLE GETİRİLDİ

BATI TRAKYA TÜRK AZINLIĞI’NIN SORUNLARI AGİT TOPLANTISINDA DİLE GETİRİLDİ

14
0

Azınlıklarla ilgili yoğun gündem maddelerinin yer aldığı ikinci haftada Batı Trakya Türk Azınlığını temsilen toplantıya katılan Funda Reşit, Bülent Abdürrahim (Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu Temsilcileri) ve Pervin Hayrullah (BAKEŞ Genel Müdürü) Türk Azınlığın yıllardır çözüm bekleyen hak ihlallerini dile getirdiler ve Yunanistan’ın biran önce Türk Azınlık temsilcileriyle diyaloğa girerek bu konulara çözüm üretmesini tavsiye ettiler.

“Ulusal Azınlıklar” konulu 10. Oturumda Azınlıkların Eğitim konusu ele alındı. Bu oturumda Batı Trakya Türk Azınlığı adına Pervin Hayrullah ve Funda Reşit söz aldılar.

Azınlığın, Lozan Anlaşması’ndan doğan eğitim haklarının ihlal ediliyor.

Pervin Hayrullah yaptığı konuşmada, eğitim hakkının insan ve azınlık hakları standartlarının temel taşlarından biri olduğunu, fakat Yunanlı yetkililerin uluslararası sorumluluklarının aksine hareket ettiğini belirtti. Lozan Antlaşmasının 3. Bölümünün Türk Azınlığın eğitim hakkını dile getirdiğini bunun yanısıra Lahey kriterlerinin ve diğer uluslararası belgelerin de azınlıkların eğitim hakkının öneminin altını çizdiğini vurguladı. Yunanistan’daki uygulamaların ise uluslararası standatlara tamamen zıt olduğunu bildirdi. Yunanlı yetkililerin Batı Trakya’daki Türklere psikolojik baskı yapmak için 5-6 yaşındaki çocukları baskı aracı olarak kullandığını ekledi. 2006 yılında okul öncesi eğitimin tüm çocuklar için zorunlu hale geldiğini, fakat bugüne kadar Yunanlı yetkililerin azınlık için çift dilde eğitim veren azınlık anaokulu açmadığını ne de azınlığın açmasına izin verdiğini söyledi ve 2011 yılında bu konuda Milli Eğitim Bakanlığına yapılmış bir başvuru olduğunu ekledi. Yunanlı yetkililerin hiç bir altyapı oluşturmaksızın Türk çocukları sadece Yunancanın konuşulduğu devlet anaokullarına göndermek için Türk Azınlığa baskı yaptığını, bu konuda Azınlığın taleplerini dikkate almadığını ve asırlık yükümlülüklerini yerine getirmediğini söyledi. Hayrullah, konuşmasında Gündem gazetesinde yer alan güncel bir gelişmeye de değindi ve Yunanistan’ın üniversiteye giriş için 1995 yılında 0,5 % kontenjan getirdiğini, fakat, Türk Azınlık liselerine devam eden öğrencilerin puanları hesaplanırken okul puanlarının dikkate alınmadığını, bunun da üniversiteye girişte Azınlık okullarına devam eden öğrenciler için bir dezavantaj oluşturduğunu ekledi. Hayrullah, Türk Azınlığın, AGİT Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiserliği’nden bir bilirkişi heyetinin Batı Trakya’yı ziyaret ederek Avrupa Birliği’nin bu en geri kalmış bölgesindeki gerçekleri bizzat görmesinden memnuniyet duyacağını söyledi. Ayrıca, Yunanistan’a uluslararası yükümlülüklerine dikkat ederek Türk Azınlığın eğitim hakkına saygı duymasını, Türk Azınlığın çift dilli anaokulu kurmasına izin vermesini, Türk Azınlık anaokulları kurulana kadar azınlık çocuklarının devam ettiği devlet anaokullarında çift dilli eğitim verilmesini ve Türk Azınlık temsilcileriyle yasama sürecinde somut bir diyalog içerisinde olmasını tavsiye etti.

Bu oturumda daha sonra söz alan ABTTF temsilcisi Funda Reşit, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın anaokulu problemiyle ilgili bir konuşma yaptı. Reşit, Lozan Anlasması’da Azınlığın haklarının belirlendiği 3. kısmında yer alan; “Azınlığın kendi okullarını, diğer eğitim kurumlarını, camiilerini,vakıflarını ve baska sosyal kurumlarını kurma, yönetme ve bu kurumlarda kendi dillerini kullanma ve içlerinde özgürce ibadet etme hakkı vardır” maddesini hatırlattı. Fakat Yunanistan’da 2006 yılında kabul edilen 3518 sayılı kanunla birlikte 5 yaşındaki bütün çocuklara okul öncesi eğitimin zorunlu kılındığı, ancak Azınlık okulları ile ilgili bir düzenleme yapılmadığından dolayı Azınlığın, Lozan Anlaşması’ndan doğan eğitim haklarının ihlal edildiğini vurguladı. Funda Reşit, konuşmasının sonunda bu konudaki üç önerisini sıraladı. Birinci olarak, bölgede iki dilli Azınlık Anaokulları kurulması, ikinci olarak bu okullar açılıncaya kadar devlet anaokullarında iki dilli eğitim verilmesi ve son olarak da bölgede iki dilde eğitim veren özel anaokullara izin verilmesi gerektiğini belirtti.

Yunan Delegasyonu 10. Oturumda cevap hakkını kullandı.

Yunanistan, Azınlık temsilcilerinin yaptığı müdahalelerden sonra cevap hakkını kullandı. Cevabında; Trakya’daki Müslümanların Türk, Pomak, Çingene olmak üzere 3 kökenden olduğunu, Yunanistan’ın 1923 Lozan Antlaşması hükümlerine ve uluslararası antlaşmalara tamamen uyduğunu, programların en önemli sonuçlarından bir tanesinin Müslüman kız öğrencilerinin sayısının gözle görülür şekilde artması olduğunu, 0,5 % kontenjan sayesinde üniversitede ve yüksek teknik okullarda okuyan Müslüman öğrencilerin sayısının arttığını, okul çağındaki Müslüman çocukların devam ettiği 150 ilkokul, iki ikinci dereceli okul ve 2 dini okulun bulunduğunu, Azınlığın yaşadığı bölgede anaokulu çağındaki Müslüman çocukların devam edebileceği 57 anaokulunun bulunduğunu, bu bağlamda yetkili makamların azınlığın dini, kültürel ve dilsel çeşitliliğine saygı duyarak, dilsel ve diğer becerilerini geliştirmeye ve sosyal topluma entegrasyonunu kolaylaştırmaya yönelik modern pedagojik standartlar ve programlar uyguladığını, Yunanistan’ın mevcut eğitim altyapısının iyileştirilmesi ve yenilenmesi için bir çabasının olmadığını, Trakya’daki Müslüman Azınlık üyeleriyle birlikte onların ihtiyaçlarını karşılamak için yerel toplum ile işbirliğine devam edeceklerini söyledi.

Toplantının “Ulusal Azınlıkların kamu işlerine tam ve etkili katılımı” konulu 11. Oturumunda Türk Azınlık temsilcileri tekrar söz aldı.

Bu oturumda konuşan ABTTF temsilcisi Funda Reşit Batı Trakya Türk Azınlığı’nın ulusal ve bölgesel düzeyde karar alma süreçlerinde yeterince temsil edilmemekte olduğunu söyledi. “Takviyeli orantılılık” şeklinde bir seçim sistemi olduğunu anlatan Reşit, bu sistemden dolayı Batı Trakya Türk Azınlığı’na mensup kişilerin bağımsız aday olarak parlamentoya seçilemediğini dile getirdi. Yunan hükümetine öneride bulunan Reşit, ulusal seçimlerde 3% olan seçim barajının kaldırılmasını, böylece Batı Trakya Türk Azınlığı’nın bölgesel, yerel ve ulusal düzeyde siyasete aktif katilabilmelerinin ve  azınlıkla ilgili karar alma süreçlerinde rol alabilmelerinin temin edilmesi gerektiğini belirtti.

Aynı oturumda söz alan Pervin Hayrullah ise, Yunanistan’ın kuzey-doğusunda 150 bin etnik Türk’ün yaşadığını, Batı Trakya Türk Azınlığının suistimal edilen diğer haklarının yanı sıra sosyal dışlanma ile de karşı karşıya kaldığını, bölge nüfusunun yarıdan çoğunu Türklerin oluşturmasına rağmen Polis Teşkilatında hiç bir Türk memurun olmadığını, Askeri Teşkilatta hiç bir üst düzey akerin bulunmadığını, Ulusal İnsan Hakları Komitesinde hiç bir Azınlık temsilcisinin bulunmadığını, yerel yönetim birimlerinde veya kamu dairelerinde, özellikle Türk nüfusun yarıdan fazlayı teşkil ettiği Rodop ve İskeçe vilayetlerinde Türk memur sayısının on kişiden az olduğunu belirtti. Hayrullah, Avrupa Birliği’nin özgürlük, demokrasi ve insan haklarına saygı prensiplerini temel alarak kurulduğuna, hoşgörü ve ayrımcılıkla mücadelenin AGİT Katılımcı Devletlerinin önemle üzerinde durduğu prensipler olduğuna, azınlıkların korunmasının insan hakları ve temel özgürlüklerin özünde olduğuna ve Kopenhag Kriterlerinin ulusal azınlıkların korunması konusunda bir devrim niteliğinde olduğuna atıfta bulunarak Yunan Devleti’ne; Türk Azınlığın varlığının tanınması konusunda bireysel hakların kolektif olarak kullanılmasına saygı duymasını, Ulusal Azınlıkların Korunması için Çerçeve Sözleşmeyi ve Bölgesel ve Azınlık Dilleri Avrupa Şartı’nı geciktirmeden ve şartsız onaylamasını, İlgili tüm kişiler için (bir kültürel soykırım olarak adlandırılabilen)Yunan Vatandaşlık Kanunu (eski) 19. Maddesinin talihsiz sonuçlarının ortadan kaldırılması için gerekli girişimleri yapmasını, Kamu hayatına ve karar alma mekanizmalarına katılım konusunda fırsat eşitliği sağlamasını, Yunanistan’ın imzaladığı ve onayladığı 1990 AGİK / AGİT Kopenhag Belgesi’nin hükümlerinin tam olarak uygulanmasının sağlanmasını, ve  Batı Trakya Türk Azınlığı’nın sorunlarına tatmin edici çözümler aramak ve bulmak için azınlık ile objektif ve üretken bir diyalog mekanizmasının oluşturulmasını tavsiye etti.

Cevap hakkını kullanan Yunan Delegasyonu 1927 yılından beri hemen hemen her parlamento seçimlerinde Türklerin, Pomakların ve Roma kökenlilerin meclise girdiğini dile getirirken şu anda 3 azınlık milletvekilinin iki farklı partiden seçildiğini söyledi. Ayrıca, yerel yönetimlere azınlık bireylerinin aktif katıldığını, 2014 Mayıs ayında 120 Yunan vatandaşı Müslüman Azınlık  mensubunun yerel ve bölgesel meclislere seçildiğini, bunların arasında 3 belediye başkanı olduğunu, 3%’lük seçim barajının Avrupa’da mevcut en düşük seçim barajları arasında olduğunu  ve Azınlık bireylerinin kamu görevlerine getirilebilmesi için ülke bazındaki sınavlarda 0,5% kontenjan getirildiğini belirtti.

“Hoşgörü ve Ayrımcılıkla Mücadele” konulu 13. Oturumda Türk Azınlık temsilcileri tekrar söz aldı.

Pervin Hayrullah bu oturumdaki konuşmasına Yunanistan’a tavsiyelerle başladı. Yunanistan’a, Türk Azınlığı sadece kağıt üzerinde değil uygulamada da eşit vatandaşlar olarak görmesini; Türk Azınlık bireylerini tarihi düşmanlar olarak değil, Yunan vatandaşları olarak görmesini; Diyaloğun önemine vurgu yaparak Türk Azınlık temsilcileriyle, objektif, etkili, problem çözme ve sonuç odaklı bir diyalog mekanizması oluşturmasını tavsiye etti. Hayrullah, ayrıca Yunan vatandaşları olarak Batı Trakya Türk Azınlığı mensuplarının ırkçılık, yabancı düşmanlığı, nefret söylemi ve devlet eliyle ayrımcılığa maruz kaldığını ve bunun nedeninin etnik Türk kökeni olduğunu belirtti.

Oturumda daha sonra söz alan ABTTF Uluslararası Çalısmalar ve Lobi Grubu üyesi Funda Reşit ise ırkcı partilerin siyasi anlamda yasaklanması ve bununla birlikte nefret içerikli söylemlerin cezalandırılması gerektiğini dile getirdi.

Cevap hakkını tekrar kullanan Yunan Delegasyonu “Altın Şafak” konusundaki yasal süreci, 9 Eylül 2014 tarihinde ırkçılık karşıtı yeni yasanın çıktığını, ıkçı eylemlerin ve nefret suçlarının en sert şekilde ülke siyasi liderleri tarafından kınandığını ve söylenilenlerin aksine Trakya’nın Hristiyan çoğunluk ve Müslüman azınlık tarafından bir “birlikte yaşam” örneği olduğunu belirtti.

“Temel Özgürlükler, düşünce, vicdan, din ve inanç özgürlüğü” konulu 14. Oturumda bir daha söz alan Pervin Hayrullah, Batı Trakya Türk Azınlığının din özgürlüğü konusunda karşılaştığı sorunların en önemlisinin Türk Azınlığın Seçilmiş Müftülerinin Devlet yetkilileri tarafından tanınmaması olduğunu belirtti. Bu konuda Yunanlı yetkililerin ısrarla Müftülerin yargı yetkileri nedeniyle tayin edildiğini çünkü Yunanistan’da yargıçların tayin edildiğini söylediklerini ifade etti. Ayrıca, Yunanlı yetkililerin bir başka iddiasının da Türkiye dahil tüm Müslüman ülkelerde Müftülerin tayin edildiği yönünde olduğunu, fakat bunun çok yanlış bir benzetme olduğunu, Batı Trakya Türklerinin Yunanistan’da azınlığı, halbuki Müslümanların Türkiye’de çoğunluğu teşkil ettiğini, eğer bir benzetme yapılması gerekirse bunun İstanbul’da yaşaya Rumlarla olması gerektiğini, çünkü onların yıllardır süren geleneklerine göre Patrik seçtiklerini, ayrıca Bulgaristan gibi bazı ülkelerde de Müftü seçimi olduğunu dile getirdi.Avrupa Birliği üyesi olmanın insan ve azınlık haklarına saygı ve uluslararası standartların uygulanmasını gerektirdiğine atıfta bulunarak Yunanistan’a Batı Trakya Türklerinin seçilmiş müftülerini tanımasını ve Müslüman Türk Azınlığın dini otonomisine aykırı olan devlet tarafından atanan imam/din öğreticisi uygulamasından vaz geçmesini tavsiye etti.

Yunanistan Tekrar Cevap Verdi

Karşılaştırmalı hukuk ve uygulamada müftü seçimi için tek bir yöntem olmadığını, İslam geleneği ve dini hak ve özgürlüklere uygun olarak her ülkenin kendi yöntemini belirlemeye hakkı olduğunu, Yunan yasalarının dini ve yargı yetkilerini kullanacak seçkin din öğretmenlerinin seçimini güvenceye aldığını, seçilmiş müftülerin resmi olarak tanınmadığını, bununla birlikte kendilerine hoşgörülü davranıldığını, ayrıca Partik seçimiyle benzerlik olamayacağının açık olduğunu, son olarak dini vaizlerin yürürlükteki yasal sürece katılıp katılmama konusunda özgür olduklarını belirtti.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here