Ana sayfa Batı Trakya Haberler BAKEŞ EĞİTİME YÖNELİK ETKİNLİK BÜYÜK KATILIMLA GERÇEKLEŞTİ

BAKEŞ EĞİTİME YÖNELİK ETKİNLİK BÜYÜK KATILIMLA GERÇEKLEŞTİ

10
0

Batı Trakya Aznlığı Kültür ve Eğitim Şirketi’nin (BAKEŞ) düzenlediği “İki Dilli Eğitim ve Azınlık Okullarında Uygulanması” konulu konferans  14 Ocak Cumartesi günü Gümülcine’de büyük bir katılımla gerçekleştirildi.

BAKEŞ Başkanı Cemil Kabza’nın açılış konuşmasıyla başlayan konferansta, Türkiye’nin Gümülcine Başkonsolosu Mustafa Sarnıç, Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif ve DEB Partisi Mustafa Ali Çavuş da birer selamlama konuşması yaptılar.

Konferansın birinci bölümünde BAKEŞ Genel Müdürü Pervin Hayrullah, şirketleri bünyesinde kurulan kreşlerde uygulanan iki dilli eğitim sistemi hakkında bilgiler verdi.

 

Hayrullah’ın ardından konuşmasını yapan Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği Başkanı Ali Sami Toraman Batı Trakya’daki azınlık ilkokullarında 3065 sayılı yasayla uygulanan ve Türkçe saatleri aleyhinde değişikliğe uğrayan azınlık ilkokullarındaki müfredat programını aktardı.

 

İskeçe SÖPA Mezunu Öğretmenler Derneği Başkanı Ali Ahmet Hoca konuşmasında İskeçe’deki genel durumu ve ikidilli eğitim konusunu anlattı.

Azınlık okullarındaki kütüphanelerde bulunan yardımcı ders kitaplarının yıpranmış durumda olduğunu söyleyen Rodop Evros İlleri SÖPA Mezunu Öğretmenler Derneği Başkanı İbrahim Mehmet konuşmasında Lozan antlaşması çerçevesinde olması gereken azınlık eğitimi ve bölgesindeki okulların sorunlarını aktardı.

 

İskeçe Muzaffer Salihoğlu Azınlık Ortaokulu ve Lisesi Müdürü Hikmet Şakir okulun kuruluş tarihi ve işlenen ders sistemi hakkında bilgi verdi. Şakir okuldaki öğrencilerin çoğunluğunun dağ bölgesinden olduğunun altını çizdi.

 

Celal Bayar Ortaokulu ve Lisesi Müdürü Tunalp Mehmet ise konuşmasında okulun tarihçesi ve işledikleri müfredat hakkında bilgi verdi.

Konferansın ikinci oturumunda konuşan Eğitim uzmanı, Mersin ODTÜ Koleji Müdürü Seval Karakuş, Batı Trakya’daki azınlık eğitimiyle ilgili önerilerde bulundu.

 

Batı Trakya’daki azınlık ilkokullarının avantaj olarak algılanması gerektiğini ifade eden Seval Karakuş’un katılımcılarla diyaloğa girerek sürdürdüğü konuşmasındaki ilgili bölümünün Azınlıkça ekibi tarafından yazıya dökülmüş şekli şu şekildedir:

“…Peki bu kadar şeyden sonra Batı Trakya Türklerinin okul öncesi eğitimine yönelik nasıl önerilerim olabilir? Öncelikle Türklerin burada en çok gördüğüm sorunu bu gibi hakların bir kısmı aslında elimizden alınmış gözüküyor. Türklerin ikili ve uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan eğitimdeki özel statüsünün korunmasıyla ilgileniyoruz. Bu belki kesinlikle olmazsa de olmazlarımızdan. Türk azınlığın bölgede okul öncesi eğitim kurumları kurması teşvik edilmelidir. Bizim için en özerk ve en önemli eğitim süreci. Yani çocuk eğitim – öğretim hayatına başlarken aslında en önemli süreci 5-6 yaşlarındayken geçiriyor. O yüzden de, hatta bunu 4’e teşvik ettirebilsek ama siz yuvalarınızda bunu gerçekleştirmişsiniz. Yani çok büyük önemli bir işi zaten yapmışsınız. O yüzden de biz okul öncesi eğitim kurumlarının Türk Azınlığı tarafından kurulması gerektiğini düşünüyoruz.

Anaokulları azınlık ilkokullarının belki bünyesinde olmalı. Yani ne Türkçe ve Yunanca olarak ilköğretim hazırlığı için birlikte olmalı ne eğitim kademesinde de Türk öğretmen ataması mutlaka yapılmalı. Benim anadilim Türkçe ama ben Türkçe öğretim üzerine eğitim almadım. Ben Türkçe öğretemem. Ben Türkçeyi çok iyi konuşabilirim ama öğretemem. Bu aynı şekilde buradaki Türk olup da ama Türkçe öğretmenliği üzerine eğitim almamış bir kişinin sınıfa girip Türkçe öğretmesi gibi bir şey. O yüzden de Türk öğretmenlerin kendi alanlarına yönelik yetiştirilerek bu okullarda görevlendirilmesini sağlanması gerekir. Bunu nasıl yapacağınız konusunda benim çok bilgim yok.

Açılacak olan kreş ve yuvalardaki eğitim yine mütekabiliyet esasları dikkate alınarak, Türkiye’deki azınlık eğitim kurumlarında olduğu gibi azınlığın anadilinde yürütülmelidir. Yani İstanbul’da Rum, Ermeni ve Yahudi okulları var ve onların kendi anadilleri yürütülüyor. Bu da bizim buradaki hakkımız diye düşünüyorum. O yüzden de kendi anadillerinde yapılması konusunda da biz bu konuda belki daha ısrarcı olmalıyız.

 

Batı Trakya bölgesindeki Türk azınlığı eğitim kurumlarıyla, Türkiye’deki eğitim-öğretim kurumları arasında kardeş okul işbirliği geliştirilmelidir. Biz buna tüm okullarımız olarak hazırız. Türkiye’de 8 tane okulumuz var. Tüm okullarımızla buradaki okullarla kardeş okul işbirliğini yürütebilme konusunda ben sözümü veriyorum. Eğer buradan da böyle bir girişim olursa, bizler kültür paylaşımımızın çok büyük önemi olduğunu düşünüyorum. Dediğim gibi ben bir şeyler bildiğimi sanıyordum ama buraya gelmeden önce aslında hiçbir şey bilmediğimi anladım. O yüzden de bizim çocuklarımızın da Türkiye’de yaşayan çocukların da buradaki soydaşlarının yaşamlarını ve kültür alışverişi açısından da böyle bir işbirliğinin bize çok katkı sağlayacağını düşünüyorum.

 

Sizin burada daha farklı tatilleriniz var, bizim Paskalya ve Noel tatilimiz yok ama o tatil dönemlerinde biz okula devam ettiğimiz için okul ortamında da bu tatillerde böyle bir geliş gidiş yani bir birimizi ziyaret sağlanabilir diye düşünüyorum.

Batı Trakyalı eğitimcilere model olmak amacıyla eğitimde iyi örneklerin okul öncesi öğretmenlere hizmet içi eğitim yoluyla sunulması gerekmektedir. Yani sizin buradaki en büyük sıkıntınızın, benim konuşmalardan anladığım endişelerinizden anladığım kadarı ile belki de eğitim-öğretim kadrosuna, yani insan kaynağınızı yeni yetişmede daha hazır hale getirmemiz gerekiyor. Bizim burada farklılık yaratmamız lazım. Velilerin azınlık okullarını tercih etmelerine ciddi sebepler yaratmamız gerekiyor. Bunun için de tek kaynak sizlersiniz.

 

Peki iki dilli öğretim neden gerekir? Bunu tartışıyoruz sabahtan beri. Ailede zaten Türkçe öğrenen bir çocuk sadece Yunanca eğitim veren bir okulda daha başarılı olmaz mı? Sizlere sunulan şu anda bu. Belki de Yunanistan’ın en büyük savı yani ‘zaten sizin çocuklarınız ailede Türkçe eğitim alıyorlar, sadece Yunanca eğitim veren bir okulda daha başarılı olurlar, hem de iki dilleri de çok iyi gelişmiş olur’.

Bu çok cazip görünüyor en başta. Evet, “benim çocuğum Yunancada da çok hakim bir şekilde bir Yunan okuluna gidebilir” gibi görünüyor. Son yıllarda da Türk Azınlık okullarından Yunan okullarına kayışın da çok olduğu gerçeği var. Peki bunun arkasında yatan aslında bu fikir. Yani “benim çocuğum zaten Türkçe öğreniyor, Yunan okuluna giderse de Yunancayı da çok iyi öğrenir belki bu sayede bir üniversiteye girme olasılığı daha yüksek olur ve de daha başarılı olur hem Yunanistan’da bir meslek sahibi olur hiç bir denkliğe gerek kalmaz filan” diye düşünülebilir.

 

Başta çok cazip görünse de aslında kendi anadilinde eğitim yapmayan hiç bir bireyin Yunancada da eğitimli olmasını bekleyemezsiniz. Çok cazip geliyor belki de anne babalar buna kapılıyor olabilirler. Ama bunu onlara anlatacak olan kişiler de bizleriz. Türkçe sadece ailede anne babalarımızla iletişim kurmak amacıyla kullandığımız şey değil. Türkçe bizim için kendi dilimizde üst düzeyde düşünme becerilerimizi geliştirdiğimiz bir kaynaktır. Yani Türkçede başarılı olmayan bir bireyin matematikte, fizikte, kimyada, biyolojide başarılı olmasını beklemeyin. Çünkü biz kendi dilimiz aracılığıyla düşünme becerimizi geliştiriyoruz. Sıralama, ilişki kurma, problem çözme becerileri kendi anadilimizde gelişen düşünme becerileridir. Doğru düşünemeyen, analitik düşünemeyen bir bireyin de matematikte başarılı olmasını beklemeyin. O yüzden de bana az önce sorulan sorulardan bir tanesi çok manidar geldi. Evet, bizim okullarımızda kütüphanelerimiz var ama çocuklarımız ne denli bunlardan faydalanıyor ne kadar okuyorlar? Bana göre çok anlamlı, çok büyük ve çok güzel bir soruydu. Bizim için Türkçede çocuğun etkinliğini arttırmamız, çocuğun hayat başarısına eşit demektir. Bu Türkiye’de de böyle sadece burada böyle olduğunu düşünmeyin. Türkiye’de de biz şu anda çok okuyan bireyler yetiştirmeye çalışıyoruz. Çünkü Türkiye’deki ortak sınavlarda yani bizim ulusal sınavlarımızda öğrencinin meslek edinmeye yönelik, liseye giriş sınavlarında da, üniversite sınavlarında da Türkçede düşünme becerisi yetişmemiş, gelişmemiş öğrenci başarı sağlayamaz. Biz bunu ilköğretim düzeyinde yaşıyoruz. Çocuk matematiği çok iyi, işlemsel becerileri çok gelişmiş ama problemi anlayamıyor. Problemi anlaması için çocuğun anadilinde etkin olması lazım. Matematikte toplama becerisini, toplama işlemini çok iyi yapmasının hiçbir önemi yok. İki sayıyı toplayacağını anlayamadıysa problemden bu çocuğun başarılı olmasını beklemeyin. O yüzden de ben buna “hayır” diyorum. Yani “kendisi nasıl olsa Türkçeyi evde öğreniyor Yunancayı da gidip bir Yunan okulunda öğrensin” fikri bizi geriye götürecek bir fikirdir. Çünkü ailede gördüğü eğitim bu. Çocuk düşünme becerisini kendi anadilinde geliştirir. Bunu uyarlayacağı alanlar daha sonra Matematik, Fizik, Yunanca, İngilizce gibi daha sonradan gelecek olan şeylerdir.

 

Peki Türk aileler neden azınlık okullarını tercih etmeliler? Yani biz bir tercih sebebi yaratmak zorundayız. Türk ailelerin burada azınlık okullarını tercih etmeleri için sebepleri olmalı. Ben bunu tartışmak istiyorum. Sizce neden azınlık okullarını tercih eder Türk aileler? Neden tercih etsinler?

Katılımcı: Yunancaları zayıf olduğu için.

Seval Karakuş: Yunancaları zayıf olduğu için. Zorunluluk o zaman.

Katılımcı: İyi bir eğitim için.

Seval Karakuş: İyi bir eğitim bekliyor o zaman…

Rasim Hint: Sorunuz ilkokullar için mi yoksa…

Seval Karakuş: Hepsi için geçerli.

Rasim Hint: İlkokullardaki meslektaşlarımızın görevlerinde veyahut ta mesleklerinde yetersiz olmalarından kaynaklanıyor. Benim çocuğum evden Türkçeyi veya bilgiyi okula götürecekse, ben onu Rum okuluna götürüp orada öğreteyim oluyor.  Çok defa böyle oluyor, çocuk bilgiyi evden okula götürüyor. Okuldan eve değil. Böyle bir olayla karşı karşıyayız. Çok defasında ebeveynler buna isyan ediyor ve isyan neticesinde de çocuğunu burada körü körüne zaman kaybettirmektense çocuğumu Rum okuluna göndereyim ki daha güzel yetişsin. Biz ise, bizim  öğretmenler camiamız ise,  tabiri hoş görün en kötü okulumuzdaki eğitim bir Yunan ilkokulundaki eğitimden  çok daha iyi bir eğitimidir. Biz bu şekilde bu duruma müdahale etmeye çalışıyoruz. Fakat ne yazık ki başarılı olamıyoruz.

 

Seval Karakuş: Şimdi ben provokatif sorular soracağım kusura bakmayın. “Bizim en kötü okulumuz onlarınkinden daha iyidir” dediniz. Bu acaba bizim bazı endişelerimizden mi kaynaklanıyor? Aman acaba Rum okuluna ya da Yunan okuluna gönderirsek biz kültür asimilasyona uğrarız endişesinden bu zorunluluk olarak mı tercih ediliyor? Yoksa bizim özel nedenlerimiz var mı azınlık okullarını tercih etmek için? Şimdi ikisini ayrı yere koyun. Bir yerde azınlık okulu bir yerde Yunan okulu. Ben de iki milleten de değilim. Anneyim ve çocuğumu bir okula göndereceğim. Hangisini tercih etmeliyim? Burada ben yabancıyım. Hangisini tercih etmeliyim?

 

Katılımcılar: Yunan okulunu…

 

Seval Karakuş:

Yunan okulunu. İşte buradaki cevabınızın “azınlık okulu” olması için biz neler yapmalıyız? Biz burada fark yaratmak zorundayız. Türk aileler sadece kültür asimilasyonu değil yani buna uğrayacaklar endişesiyle değil de iyi hedeflerle iyi hayallerle azınlık okullarını tercih etmek zorunda. Burada bu farklılığı yapacak olan kişiler bizleriz. Biz daha çok anlatmalıyız öğretmenler olarak. Ve hepiniz gittiğiniz okullarda bir tane ışık yaksanız, yanınızda Yunanlı öğretmenler de var, belki daha farklı eğitimler alarak oraya gelmiş olan öğretmen var, belki yetersizliği olan öğretmenler de olabilir, biz bir tane ışık yaksak peşimizden gelen olur. Yani sizin yanmanız lazım burada. Biz azınlık okullarını burada güçlendirmek zorundayız. Bizim burada kimliğimizi, kimlik olarak Türk kimliğini koruyabilmemiz için burada doğru ve iyi bir şekilde yaşayabilmemiz için ve kültürümüzü de yozlaştırmadan yaşayabilmemiz için Türk olarak kalmamız için çok iyi bir eğitim-öğretim ortamı sunmak zorundayız. Anne babalara bize güvenmeleri için sebepler yaratmak zorundayız. Sadece korkularından dolayı azınlık okullarına göndermemeliler çocuklarını. Biz öyle şeyler yapmalıyız ki burada öğretmenler olarak, yöneticiler olarak buradaki aileler anne babalar bununla çocuklarını azınlık okullarına göndermek istemeliler. Sadece endişeyle korkuyla değil. “Acaba Yunan okulunda neler öğretirler çocuklarıma?” Dinimi öğrenemez korkusuyla değil, “gerçekten azınlık okuluna giderse bunların hepsini öğrenir, anadilinde eğitim alır, Yunancayı da öğrenir ve başarılı da olur” hissini bizim yaratmamız lazım. Ben biliyorum ki buradaki kimliğimizi koruyabilirsek eğitimle koruyacağız. Bizim yetişmiş aydınlara ve kendi kültürüyle yetişmiş aydınlara çok ihtiyacımız var.

Belki fark yaratacak işleri deşmeliyiz biz burada. Anne babaları daha çok işin içine almalıyız. Dediniz ya çocukların anne babalarının aldığı eğitimler de sıkıntı konusu. O zaman anne babalarını da eğitmeliyiz. Bültenler gönderelim, eğer değer eğitimi veriyorsak değerlerle ilgili bültenlerimizi yayınlayalım, veliyi daha çok içimize alalım. Veliden soyutlaşarak, uzaklaşarak çocuk eğitimi yapabileceğimize inanmayın. Böyle bir şey mümkün değil. Sizin okulda yaptığınız küçücük işler, ailede desteklenirse ancak, o parçalar orada birleşirse ancak çocuk başarılı olacak. Belki burada onların inanması da, sizin onları daha çok işin içine almanızla gerçekleşecek.

 

Ben son olarak size Picasso’nun bir tablosunu göstermek istiyorum. Ne görüyorsunuz? Anlamlı mı? Ne var resimde? Hiçbir şey göremiyoruz. Bazı figürler var sanki insan gibi.

Peki bu resim? Bu resimde her şey açık ortada. Bu resim Picasso’nun diğer az önceki tablosuna göre yapılmış bir tablo. Ben şu sözlerle tamamlamak istiyorum konuşmamı: Hayatta hiçbir şey Meninas’ın resmi kadar net değil, ikinci resim kadar hiçbir şey net değil hayatta. Burada oynanan oyunlar hayatı size Picasso’nun resmindeki gibi gösteriyor, şekli değiştirilmiş olarak geliyor. Picasso’nun resmine bakıp Meninas’ın resmini görebilenleriniz mücadele edecek, ayakta kalacak, başarılı olacak. Ama Picasso’nun resmine bakıp da Meninas’ın resmini görmeyenler başka şekillere bakıp yanlış anlamlar çıkarmaktan gerçekleri hiçbir zaman kavrayamayacak. Hayatımız Picasso’nun resmi gibi, ona bakıp Meninas’ın resmini görebiliyorsak burada ayakta kalacağız. Ben ayakta kalmayı tercih ediyorum. Çok teşekkür ediyorum.”

 

EĞİTMENLERLE ÖZEL OTURUM

 

Konferansın sona ermesinden sonra Batı Trakya’daki okul ve kreşlerde görev yapan öğretmenler ile Eğitim Uzmanı Seval Karakuş arasında sorulu cevaplı bir toplantı gerçekleştirildi.

Haber dökümü için azınlıkça online ekibine teşekkürler.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here