Ana sayfa Batı Trakya Haberler AVUKAT YORGOS DOUDOS KSİNİDİS’İN AÇIKLAMASINA CEVAP VERDİ

AVUKAT YORGOS DOUDOS KSİNİDİS’İN AÇIKLAMASINA CEVAP VERDİ

19
0

Ksinidis’in ‘Yeni müftü kanunu şer’i yetkilerin kaldırılmasına kadar olan bir köprüdür’ açıklamasına cevap verdi.

 

İslam Uzmanı Avukat Yorgos Doudos, Kalkınma ve Rekabetçilik Bakan Vekili İskeçe (Xanthi) PASOK milletvekili Sokratis Ksinidis’in 9 Ocak 2012 tarihinde düzenlediği basın toplantısında, “Yeni müftü kanunu şer’i yetkilerin tamamen kaldırılmasına kadar olan bir köprüdür” şeklindeki açıklamasına cevap verdi.

Yorgos Doudos’un Azınlıkça Online ekibi tarafından Türkçeye çevrilen cevap makalesi şu şekildedir:

 

SOKRATİS KSİNİDİS’İN 13.01.2012 TARİHLİ BASIN TOPLANTISI

 

Kalkınma Rekabetçilik ve Denizcilik Bakan Vekili Sokratis Ksinidis’in kısa süre önce (Batı) Trakya’daki basın yayın mensuplarına yönelik düzenlediği ve kendisi tarafından 13 Ocak 2012 tarihinde internete yüklenen basın toplantısını izleme fırsatı yakaladım.

Sayın Bakanın düzenlediği basın toplantısının tamamını yorumlayarak sözü uzatmak niyetinde değilim. Fakat sadece müftüler konusuyla ilgili beyanlarını yorumlamakla yetineceğim.

 

Sayın Ksinidis Trakya Dimokritos Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenim görmüş İskeçeli bir avukattır. Düzenlediği basın toplantısında müftüler konusundaki görüşlerine ağırlık kazandırmak amacıyla kendisinin avukatlık, bilim adamlığı ve Avrupa vatandaşlığı vasıflarına atıfta bulunmuştur.

Din farkı gözetilmeksizin bu ülkenin her vatandaşı, kamu yaşamını ilgilendiren her konuda görüşlerini hiçbir engelle karşılaşmaksızın açıkça dile getirme hakkına sahiptir. Ayrıca profesyonel politikacılar her ne kadar halkın gerçek anlamda çıkarlarına zarar veren ve devlet meselelerini idare etmede itimattan uzak ve sonuç vermeyen bir politik sisteme etkin olarak katılarak vatandaşların gözünde değer kaybına uğramış olarak ikna edici olmaktan uzak olsalar da, serbestçe görüşlerini dile getirebilirler. Sayın Ksinidis, İskeçe milletvekili seçildiğinden itibaren, hem PASOK içerisinde hem de geçmiş ve gelecek hükümet oluşumlarında süratli bir gelişme kaydetti. Dolayısıyla uluslararası vurguncuların çıkarlarının güvence altına alınması adına ülkeyi toplu “hacze” götüren ve Hristiyan, Müslüman ve Musevi herkesi boyunduruk altına sokan siyasi sisteme, eğer kendisinin de etkin olarak katıldığını kabul edersek, kendisinin bundan şikâyet etmemesi gerektiğini düşünüyoruz.

 

Sayın Ksinidis bir avukat, bir bilim adamı ve bir Avrupa vatandaşı olarak, bugün geçerli olan hukuk kapsamındaki müftülerin şer’i yetkilerine karşı olduğunu beyan etti. Hatta dile getirdiği bu görüşünün Yunanistan’daki müftüler meselesinde sergilenmesi “lazım gelen” bir tutum olduğunu öne sürdü. Herhalde kendisi bunu söylerken bakanlık vasfının yanı sıra seçim bölgesindeki gazetecilere ve seçmenlerine ne kadar ilerici bir insan olduğunu göstermek için Avrupa vatandaşı sıfatını da ekledi. Buna göre eski yıllardan beri taklitçiliğin hâkim olduğu Yunanistan, Avrupa ile özdeşleşen ve her halükârda ilerici sayılan bir ülke olmakla birlikte, kazanılmış bir Avrupa’da gericiler arasında yer almaya mahkûm edilmiştir.

 

Hükümet üyesi olan Bay Ksinidis basın toplantısında, resmi müftü ile kendisine “İskeçe Müftüsü” sıfatıyla tebrik kartları gönderen “sözde” müftünün varlığının karma karışık bir durum yarattığını belirtti. Eğer arapsaçına dönen bu durum devlet tarafından tanınan bir müftü ile bakanın ifadesiyle “sözde müftü” olarak bir diğer şahsın varlığından kaynaklanıyorsa, bu on yıllardır Yunan devletinin bu gerçeğe isabetli bir yaklaşım sergileyememesi ve buna cesaret edememesinden ileri gelmektedir. İskeçe’den profesyonel bir siyasetçi olarak bakanlık koltuğunda oturan Ksinidis kendisinin arapsaçı olarak nitelendirdiği bu durumun yaşanmasında ciddi sorumluluk sahibidir.

 

Sokratis Ksinidis, müftülerin şer’i yetkilerine karşı olduğunu belirterek bunun geçmişin bir kalıntısı olduğunu ve iptal edilmesi gerektiğini ifade etti. Ksinidis bunun bilimsel ve kültürel açıdan yapılması “lazım gelen” bir çözüm olduğunu söylerken, müftünün şer’i yetkilerinden arındırılmasının azınlıkta olgunluğun eksikliği nedeniyle tökezleyebileceğini de sözlerine ekledi.

 

Bay Ksinidis gibi (Batı) Trakya’daki avukatların büyük çoğunluğu, hangi dine mensup olursa olsunlar, hiçbir zaman İslam hukuku ile bilimsel olarak ilgilenmemişler ve şer’i kanunlara bilimsel açıdan yaklaşmamışlardır. Bunun aksine İslam kültürünün yüzyıllarca geliştirdiği ve dünyadaki 2 milyar Müslüman’a canlı bir gerçek olarak hitap eden hukuk geleneğini bir kendini beğenmişlikle küçümsemişlerdir. Diğer yandan bir zamanlar İngiliz sömürgecilerin Londra şehrinden Hindistan halklarının yaşamlarının iyileştirilmesi için neyin yararlı ve gerekli olduğuna karar vermeleri gibi, bugün de ister Atina’dan, siyasî kariyer peşindeki politikacılar olsun, isterse de, Gümülcine (Komotini), Selanik veya başka bir yerde bulunan üniversite kürsülerinden olsun, Batı Trakya’daki Müslümanların medenîleştirilmesi için ne yapılması gerektiğinin kararını vermeye kalkıyorlar. Sanki diyeceksin ki, Müslümanlar zihinsel özürlüler ve cemaatlerinin önceliklerini belirlemekten acizler.

 

Açıkça haberi olmadığı anlaşıldığı için Bay Ksinidis’e şunu hatırlatmak isterim. “Parlak” Büyük Britanya’da 2008 yılından itibaren Müslümanlara yönelik şer’i mahkemeler kurulmuş ve faaliyete geçirilmiştir. Kurulan bu şer’i mahkemeler, tüm Büyük Britanya adalarında yaşayan Müslümanları kapsayacak şekilde aynen buradaki müftü gibi Büyük Britanya’daki Müslümanlar arasında İslam aile hukukunu tatbik eden şer’i hâkimlerce yürürlüğe girmiştir. Bu şer’i mahkemeler tarafından alınan kararlar Britanya devleti tarafından tanınmaktadır! Almanya Federasyonu’nda evlilik ve boşanma meselelerine bakan devlet mahkemeleri, Müslümanlar arasında şer’i hukuka göre evlenenlerin boşanma işlemlerini, Alman medeni kanununa göre değil, İslam şer’i hukukunun öngördüğü şartlara göre değerlendirmektedirler! Eğer Atlantik’e geçer de Kanada’da bulunursak, Müslümanlara yönelik şer’i mahkemelerin resmî olarak faaliyetlerini sürdürdükleri sürpriziyle karşılaşmış oluruz.

 

Ülkemizdeki müftülere kadı vasfıyla tanınan şer’i yetkilerin kurumsal çerçevesinde iyileştirmeler yapılması gerektiğine zaten kimsenin itiraz edeceğini zannetmiyorum. Bugünkü geçerli yasalarda Müslüman vatandaşlar hukuk yazımındaki teknik bazı sıkıntılarla karşılaşmaktadırlar. Teknik olan bu hatalar nedeniyle medenî hukuk hâkimleri müftünün davası tamamlanmış ve icra edilmek üzere çıkardığı kararların tanınması aşamasında, aynı konu üzerine müftünün kararına zıtlık teşkil eden kararlar çıkararak Müslüman vatandaşlar arasında adaletin tesisinde güvensizlik duygusuna sebebiyet vermekte ve fakir vatandaşları kabul edilemez bir sıkıntı ve telaşa sürüklemektedirler. Bu konuda birçok iyileştirmelere gidilebilir, fakat şu anda bunun üzerinde durup sözü uzatmayacağım.

 

Bu koşullar altında parlamentoda çoğunluğu bulunan ve sosyalistlik iddiasında bulunan bir parti, bu ideolojiyi bayağılaştırarak en uç seviyelere çekmesini başarmış ve sosyalistliği yerli ve yabancı bankaların kapitalist sisteminin metresi haline getirmiş ve haksız da olsa şüphesiz olarak demokrasiyi aksaklığa uğratmıştır. Çünkü halk egemenliğini çürüten bir demokrasi, aynen bugün boyunduruk altına sokulan Yunanistan’da olduğu gibi,  halkın özgürlüğünün elinden alınması için bir mazeret teşkil etmektedir. Dolayısıyla demokrasi ile ilgili konuşmamız boş söz olacaktır. Bütün bunlara rağmen, bugünkü durumu kabul etmediğimiz ve bunun aksine şüphe ettiğimiz için Bay Ksinidis ve benzerlerine, kendileri de bu krizin ve boyunduruğun bir parçasını oluşturmalarına rağmen, şunu hatırlatmak isteriz: Gerçek demokrasi, kurumsal ademi merkeziyetçiliği bile adalet nezdinde destekleme mecburiyetindedir!

 

(Batı) Trakya’daki avukatların ve azınlık siyasetçilerinin müftülerin şer’i yetkilerine karşı olduklarını gözlemlemiş bulunmaktayım. Avukatların, müftülerin şer’i yetkilerine karşı olmalarının altında meslekî çıkarlarının bulunduğunu ve müftünün bir yargıç olarak avukatlık mesleklerinin içeriğini azalttığını düşündüklerinden bu yetkilere karşı çıktıklarını düşünüyorum. Azınlık siyasetçileri ise müftünün bu yetkilerle basit bir din adamı olmadığı ve Müslümanların anayasası gereğince bir dizi konuya bakan normal bir yargıç olarak ön plana çıkarak bir cemaat lideri vasfı bulunduğu için müftünün Müslüman seçmen üzerindeki kendi denetim ve etkilerini kısıtladığını düşünüyorlar.

 

Bay Ksinidis’in basın toplantısında değindiği bir bölümü de yorumlamadan geçemeyeceğim. Kendisi düzenlediği basın toplantısında, iki eşlilik, çok eşlilik ve erken yaşta evlenmelere değinerek müftülere tanınan ve yürürlükte olan bugünkü şer’i hukuk statüsü kapsamında bütün bunların gerçekleştiğini ihtiyatsızca ima etti. Yani müftülerin Yunanistan’da ikieşliliği ve çokeşliliği uyguladıklarını ve erken yaşta evliliklere müsaade ettiklerini kastetti. Bay Ksinidis yaşta ve siyasette genç birisi olarak gerçekleri çarpıtma sanatını iyi öğrenmiş gözüküyor. Avukatlık mesleğinde de yeni olduğu için kendisine konuyla ilgili şunu söylemek istiyorum. Hakikaten on yıllar önce İskeçe (Xanthi) bölgesinde ikieşli olduğu tespit edilen bir Müslüman vatandaş aleyhine cezai kovuşturma açılmış ve mahkeme söz konusu vatandaşın bunun suç olduğunun bilincinde olmadığı gerekçesiyle beraatına karar vermişti. 

 

Hatta söz konusu karar, zihnim beni yanıltmıyorsa, ceza ruznamelerinde de yayınlanmıştı. Bu dava dışında Batı Trakya’nın hiçbir müftülüğü tarafından “çokeşli evlilik” için şer’i izin verilmemiştir. Erken yaşta evlilikler konusuna gelince, gerçekten de bazı dönemlerde, bu gibi evliliklerin yapıldığı görülmüş ve bu tür evliliklerin sadece belirli bir etnik grup tarafından ve din farkı gözetilmeksizin erken yaşlarda evlenmek zorunda kaldıkları bilinmektedir.

Batı Trakya’da saygınlığı ve ilmi ile tanınan bir müftü tarafından, bu tür erken evlilik durumlarında nikâhın kıyılabilmesini gerektirecek sebeplerin söz konusu olup olmadığını tespit edebilmek amacıyla itinalı bir süreç izlendiğini ve benzer uygulamanın Yunan Medeni Hukuku tarafından da ilgili sebepler söz konusu olduğunda erken yaşta evlenmeye yargıç izniyle müsaadesinin öngörüldüğünü belirtmek isterim.

 

YORGOS A. DUDOS
AVUKAT VE İSLAM UZMANI
SELANİK

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here