Ana sayfa Batı Trakya Haberler ANNA FRANGOUDAKİ – OZAN AHMETOĞLU DİYALOĞU DEVAM EDİYOR

ANNA FRANGOUDAKİ – OZAN AHMETOĞLU DİYALOĞU DEVAM EDİYOR

11
0

Müslüman Çocukların Eğitimi Programı Sorumlusu Profesör Anna Frangoudaki ile gazeteci Ozan Ahmetoğlu’nun basın aracılığıyla sürdürdükleri diyalog devam ediyor.

Gazeteci Ozan Ahmetoğlu seviyeli bir üslupla sürdürülen diyaloğu bu hafta da köşesinde devam ettirerek Anna Frangoudaki’nin sorularını cevaplandırdı.

Hatırlanacağı üzere, Ahmetoğlu’nun 17 Haziran tarihli Gündem gazetesinde yayımlanan, “Müslüman Çocukların Eğitimi ve Daha Ötesi” adlı yazısındaki bazı argümalarına karşı Program Sorumlusu Anna Frangoudaki bir cevabî yazı kaleme almıştı. Frangoudaki tarafından kaleme alınan cevabî yazı 24 Haziran tarihli Gündem gazetesinin Ozan Ahmetoğlu’na ait köşesinde yayımlanmıştı.

 

İşte Ozan Ahmetoğlu’nun 1 Temmuz 2011 tarihli Gündem gazetesindeki “Eğitim ve iyi niyet” başlıklı yeni yazısı:

 

Geçen hafta Gündem gazetesinde yayımlanan, “Müslüman Çocukların Eğitimi ve Daha Ötesi” adlı yazısında, Program tarafından Türkçe ile ilgili hiçbir şey yapılmamasının “asimilasyona” sebep olacağı ile ilgili argümanına karşı Program Sorumlusu Anna Frangoudaki bir cevabî yazı kaleme aldı. Geçen haftaki köşe yazımda “Müslüman Çocukların Eğitimi” Programı sorumlusu Sayın Anna Frangoudaki’nin önceki hafta yayınlanan yazımla ilgili mektubunu yayınlamıştım. Sayın Frangoudaki mektubunda azınlık eğitimin Türkçe ayağının nasıl iyileştirilebileceğiyle alakalı bazı sorular sormuştu. Sorular şöyleydi: “Bizim Program’ın veya bizim Program’a benzer paralel bir programın Azınlık eğitiminin Türkçe ayağıyla ilgilenmesini ayrıntılı olarak nasıl tasavvur ediyor, kafasında nasıl şekillendiriyor? Mesela Türkçe eğitiminde yapılacak çalışmalar nereden finanse edilecek? Avrupa Birliği fonlarından mı? Böyle bir programın yapısı nasıl olacak? Kimler, nasıl bir prosedürle, işe alınacak? Programın çalışmaları ile ilgili kararlar nasıl alınacak? Bu konuda düşündüğü başka fikir ve öneriler varsa, onları da ekleyebilir.”

 

Sayın hocama sorularından dolayı teşekkür ederim. Azınlık eğitiminin Türkçe müfredatını düzeltecek veya düzenleyecek olan merciinin Program olmadığının hepimiz farkındayız tabii ki. Ancak bu soruların cevapları azınlık eğitiminin yıllanmış sorunlarıyla alakalı olduğu için son derece önemli. Azınlık eğitimi sorunlarının ve azınlığın taleplerinin bir numaralı muhatabı devlettir. Bu sorular ışığında azınlık eğitiminin Türkçe ayağıyla ilgili olarak bana göre yapılması gerekenlerle ilgili görüşlerimi aktarmaya çalışacağım.

 

Her şeyden önce şunu ifade etmek isterim. Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’nın, eğitim sisteminin iyileştirilmesini vatandaşı olduğu devletten istemesi kadar doğal bir şey olamaz. Bunu tabii ki bakanlıktan, hükümetten yani devletten isteyecektir ve istiyor da. Azınlık eğitimiyle ilgili taleplerin muhatabı devlettir, hükümettir, bakanlıktır. Eğer bu devlet yıllardır yapılan çağrılara kulak asmıyorsa o zaman ortada ciddi bir sorun var demektir. Bizim durumumuzda olduğu gibi.

Biz devlete “azınlık eğitimi iyileştirilmelidir” diyoruz ama çağrımıza cevap alamıyoruz. Azınlık eğitiminin sadece Yunanca ayağının iyileştirilmesi kötü değildir, iyidir ama yetmez.

 

Türkçe eğitimin iyileştirilmesi ve sağlıklı hale getirilmesi için yeni bir mekanizmanın geliştirilmesini istemiyoruz. Nasıl ki ülkenin vatandaşları sağlık sisteminin iyileştirilmesini istiyorsa, tarım sisteminin daha sağlıklı olmasını istiyorsa, azınlık toplumu da eğitim sisteminin iyileştirilmesini istiyor. Tabii ki azınlık eğitiminin uluslararası ve ikili anlaşmalara dayanan özel bir “statüsü” var. Eğitim sisteminde yapılacak reformlar bu “statü” dikkate alınarak yapılmalıdır. Peki, nasıl olacak bu? Benim hayalimdeki yöntem şudur: Türkiye ile Yunanistan eğitim bakanlıklarının işbirliği çerçevesinde görevlendireceği beşer kişilik heyete, eğitim işinden anlayan Batı Trakya Türk azınlık üyesi bir ekibin de dahil olacağı bir çalışma grubu oluşturulabilir. Örneğin Yunan eğitim bakanlığı adına azınlık eğitimini artık yakından tanıyan Frangoudaki veya Dragona’nın sorumluluğunda beş kişilik bir heyet, Türkiye eğitim bakanlığı adına beş kişilik bir uzman heyet ve Batı Trakya Türklerinden (eğitim kurumları başta olmak üzere) on kişilik bir heyetin oluşturacağı karma bir çalışma grubu oluşturulabilir. Bu çalışma grubu azınlık eğitiminin Türkçe ayağını iyileştirecek önerileri üretir ve ortaya koyar. Bunun hukuki çerçevesi nedir diye sorulacak olursa işte size 1951 ve 1968 anlaşmaları. Böyle bir ekibin çalışması doğal olarak Yunan eğitim bakanlığının denetiminde olacaktır. Zaten azınlık bunu bugüne kadar reddetmiş değildir. Ancak “denetim” derken “her konuda ve her alanda yönlendirme” anlamı çıkmamalıdır.

 

Yeri gelmişken şunu belirtmek isterim. Biz Türkçe eğitim için yeni bir “Müslüman Çocukların Eğitimi” türünden ek veya paralel bir program istemiyoruz. Mevcut Türkçe eğitimin iyileştirilmesi ve sağlıklı hale getirilmesini talep ediyoruz. Halihazırda devam eden Türkçe müfredatın haricinde yeni ve ek bir proje değildir istenen. Talep edilen mevcut eğitimin iyileştirilmesidir. İyileştirilsin ki, çocuklarımızın, velilerin gözünde Türkçe eğitim değersizleşmesin, çocuklarımız kendi öz kültürlerine yabancı kalmasın. Bu çalışmanın ek bir program olmayacağı için ve dolayısıyla büyük külfet getirmeyeceği için bakanlık bütçesinden veya iki ülkenin eğitim bakanlıklarından karşılanabileceği değerlendirilebilir. Eğer Yunanistan gerçekten bir Avrupa ülkesiyse, iddia edildiği gibi farklı kültürlere saygı duyuyor ve onları zenginlik olarak görüyorsa azınlığın bu yıllanmış haklı talebine kayıtsız kalmamalıdır. Öte yandan çocuklarımızın Yunancayı daha iyi öğrenebilmesi için şu an yürütüldüğü gibi “ilave programlara” ihtiyaç vardır.

Azınlık eğitiminin Türkçe ayağında düzeltilmesi gereken bir numaralı sorun öğretmen sorunudur. Yani azınlık okullarında Türkçe dersleri verecek öğretmen meselesidir. Bu konuda çok ama çok fazla zaman harcandı.

 

Bakın, azınlık biraz önce çerçevesini çizdiğim düşünceye benzer bir talebi SÖPA konusunda da dile getirdi ve getiriyor. Azınlık kendi temsilcileri aracılığıyla ne istedi? Azınlık öğretmenlerini yetiştirecek fakülte Türkiye ile Yunanistan arasında yapılacak bilimsel işbirliği sonucunda oluşturulsun dedi. Hatta bu talep Sayın Thalia Dragona eğitim bakanlığındaki görevine devam ettiği dönemde kendisine iletildi. Ama ne yazık ki bakanlıktan “tık” çıkmadı!

 

Azınlık benzer talepleri yakın geçmişte de dile getirdi. Bundan iki yıl önce azınlık mensubu tüm yerel yöneticilerin imzasını taşıyan bir mektup eğitim bakanlığına verildi. Azınlık seçimle işbaşına getirdiği temsilcilerinin imzasıyla Türkçe ve Yunanca eğitim verecek azınlık anaokulları istedi. Devletten yine “tık” yok!

Azınlık devletten azınlık ortaokulu ve lisesi de istedi. Yine “tık” yok! Azınlık BAKEŞ aracılığıyla Sirkeli bölgesinde özel bir ortaokul kurmak istedi ama devlet sürekli engel koydu ortaya. Yardımcı olmak bir yana hep çelme yedik.

 

Azınlığın bazı endişeleri – kaygıları var ki, son derece haklı kaygılar olduğunu düşünüyorum. Her şeyden önce şu an SÖPA kapatıldı. Ama yerine nasıl bir şey geliyor hala bilmiyoruz. Bana öyle geliyor ki yine bir “oldu bittiyle” karşı karşıya kalacağız. İnşallah yanılırım.

 

Bakın, azınlık insanıyla belli bir diyalog kurmayı başaran Sayın Thalia Dragona’nın Eğitim Bakanlığı’ndaki görevinden istifa etmek zorunda kalması bile azınlığın kendisine –yani Müslüman Türk azınlığına- olan bakış açıcıyla ilgili endişelerinin ne kadar haklı olduğunu anlatmaya yeter sanırım. Sayın Dragona’yı eğitim bakanlığında görmek istemeyen zihniyetin ülkemizde bu denli etkili olması endişelerimizi güçlendiriyor. Fakat her şeye rağmen sorunlarımızın istendiği takdirde çözüme kavuşturulabilecek sorunlar olduğuna inanıyorum. Yeter ki iyi niyet olsun.

 

Ozan Ahmetoğlu

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here